17 Aralık 2012 Pazartesi

Derbi Stresi



Galatasaray-Fenerbahçe maçlarının stresi bazen ağır oluyor.

Futbolcular ve teknik adamlar bu stresin altında ezildiklerinde sahada çok kalitesiz bir futbol izleyebiliyoruz. 16 Aralık 2012 derbisi de bunlardan biri oldu.

Bir süredir devam eden iki takım arasındaki normal-üstü tansiyon başta seyirci olmak üzere herkese yansıdı. Tamamen zihinlerde yaratılmış olan ve belli alışkanlık kalıplarıyla şekillenen bu derbi heyecanı, dünyanın diğer önemli derbilerinin aksine herhangi bir sosyo-kültürel çekişmeye de sahne olmuyor.

Ama nasıl oluyorsa her seferinde bu “anlamsız” heyecan yine gündemi meşgul ediyor, yine günlerce konuşuluyor. Bundan sonra da konuşulmaya devam edecek.

Futbol adına bir not:

“İki takım arasında duran top farkı vardı” demiş Aykut Kocaman. #AlexDeSouza der geçerim o halde.

Takımın Bel Kemiği


Geçmişten günümüze geldikçe futbolda  sahaya diziliş ve sistemin oldukça farklılaştığını görebiliriz.Yirmi sene önceki oyun anlayışıyla günümüz oyuncularının mevkilerinin ötesinde bir beklenti var. Defans oyuncusundan hücuma katılmasını , santrafordan iyi pas vermesini bekliyoruz artık. 3-5-2 daha sonra moda olan 4-4-2 ama artık 4-3-2-1,4-2-3-1 artık o pozisyon aralarında iki mevki arasında kalmış oyuncuların üstünde bütün yük. 

Atletik yapıları ve fiziksel güçlerinin yanında futbolun 4/3 zeka ile oynandığını bize gösteren oyuncular. Önceleri “Defansın bel kemiği” diye tabir edilen adamlar vardı, şimdi ise “Takımın bel kemiği” dediğimiz adamlar. Savunma ile hücum arasında köprü kuran, oyunu çift taraflı oynayan, savunmayı ve hücumu başlatan fiziksel gücü yanında futbol zekası yüksek olan oyuncular.Oyunları çok fazla dikkat çekmez ya da iyi bir hücum oyuncusu kadar magazinsel tarafları yoktur ama aslında takımın işleyişindeki en önemli parçadır.Fiziksel performansları kötü olsa bile duracağı ya da pas atacağı yeri iyi bilir ve kendini oyun içinde yetersiz kalacağı rizikolara sokmaz. 

Büyük iş başarmış takımların fotoğraflarına baktığınızda en ortada onları görürsünüz. Futbol zekası yüksek diyorum çünkü parlak bir teknik direktör kariyeri olanların büyük çoğunluğu bu mevkilerde görev alan insanlar, oyunun tam göbeğinde olduklarından hücum ve defans perspektiflerini çok iyi analiz etmişlerdir ve bunu taktiksel olarak yönettikleri takımlara aktarmışlardır.

Bu adamlar gibi olmayın!

Dün ülkenin çoğu insanı gibi bende Galatasaray - Fenerbahçe maçını izledim. İki takımıda tutmayınca kafa rahat izleyip, daha objektif olma şansınız olabiliyor. Maç ile analizler zaten onlara kez yapıldı. Benim derdim başka şeyler. 

Dün taç atışları kullanılırken bu sıkıntı gözüme çarptı. Fenerbahçeli oyuncular taç atışı kullanırken yakı plan çekimlerde hep arkalarında bir taraftar belirdi. Dikkati dağılsın diye arkadan bağırıyorlardı arkadaşlar. Gözleri bağırmaktan yerlerinden çıkacak gibi, yüzü kıpkırmızı. Sanarsınki eşine, annesine bir şey yapıyorlar. Hayır, rakip takım oyuncusu taç atışı kullanacak. Ama nasıl sövüyor, futbolcunun annesi filan kalmıyor. Tek suçu rakip takımın oyuncusu olması. 

Hangi formayı giydiğinin, hangi takımın taraftarı olduğu önemli değil. Bu maçların kayıtları var, bu adamların tipleri belli. Basın çıkarsa eşgali boy boy koysa bunların fotoğraflarını. Bu adamlar gibi olmayın deseler. İnsanların eşgalleri çıktıkça, inanın utanmaya başlarlar. Belki yapmaya başlamazlar. Yani adam rakip formayı giyiyor diye bunları yapıyorsa Allah korusun ailesine biri bir şey yaparsa, yan gözle bakarsa kim bilir ne yapar?

Lüften bu adamlar gibi olmayın.

10 Aralık 2012 Pazartesi

David de Gea

De Gea'ya daha 21 yaşında çok büyük bir sorumluluk verildi ve İngiltere'nin son 20 yılına damga vurmuş Manchester United'ın kalesi ona devredildi. 

İncecik, uzun boylu, elleri kocaman bir kaleci. Fiziği garip gelmişti ama Atletico Madrid kalesinde büyük işler yapıyordu. 

Geçen sezonun başı adaya geldiğinde Van der Sar'ın boşluğunu doldurabilecek mi diye hepimiz sorduk. Bana sorarsanız Van der Sar'dan sonra o kaleyi kimse dolduramaz. De Gea'nın fiziği Van der Sar'ı andırsa da arada daha çok fark var. 

O boyla yan toplarda bu kadar zayıf olmak gerçekten beceri ister. Toplara çıkamayacak kadar zayıf olmak İngiltere gibi bir yerde transfer politikası sorgulatır adama. En son Manchester derbisinde yediği ikinci gol bana sorarsanız pozisyon takibi eksikliğinden onun da hatası. Sonuçta topu takip etse zaten Zabelata'nın vurabileceği tek nokta orası. Boyunun da dezavantajı var lakin kendini hazırlarsın en azından. Bunların hepsi bir yana omzuyla çıkardığı pozisyonda gerçekten şapka çıkarılacak türdendi.

Son maçtan örnek veriyorum belki ama yediği gollerin genelinde aynı hataları yapıyor. Önündeki defans oyuncuları eskisi gibi değil belki ama yine de ondan beklenen güvenleri boşa çıkarmanın da bir kredisi var. Yeri geldiğinde de çok iyi kurtarışlar yapıyor ama kaleciliğin de kötü yanı hep hatalarınızla anılmanız. 

Bu eleştirilere rağmen De Gea gerçekten umut vadeden çok iyi bir kaleci. Daha 22 yaşında ve yolu çok uzun. İspanya'da ve Avrupa Kupaları'nda onu hayranlıkla izlemiştik. O yaşta özgüveni inanılmazdı. İngiltere'ye gelince onca eleştiriye rağmen o işini yaptı. Üzerindeki baskılara rağmen hala elinden geleni yapmaya çalışsa da sorgulanması gereken acaba onun için İngiltere doğru yer mi? 

9 Aralık 2012 Pazar

Şampiyonlar Ligi'nde Açılan Makas



Şampiyonlar Ligi’nin son haftasını geride bıraktık. En heyecanlı hafta olması beklenen 6. hafta hiç de beklendiği gibi geçmedi zira 5 grupta ilk iki sıra belliyken sadece 3 grupta ikincilik mücadelesi vardı.

Peki Avrupa futbolundaki makas açıldı mı? 

Turnuvaya katılım koşullarının değiştirilmesi ve farklı ülke takımlarının doğrudan katılımının sağlanması ile toplam pazarın büyütülmesi stratejisi makasın açılmasını engellememişe benziyor. Mesela her yıl bir Romanya takımı katılıyor; böylece 25 milyonluk bir nüfus da Şampiyonlar Ligi pazarına dahil edilmiş oluyor.

Buna karşın Şampiyonlar Ligi’nin çeyrek finaline katılan takımları her yıl çok az değişiyor. Bu durumda belli başlı ülkelerin takımları her yıl bütçelerini genişletirken aynı grupta oynadıkları takımların durumu ise içler acısı.

Avrupa’daki ekonomik kriz ilginç şekilde futbolu pek etkilemiyor. Yunanistan hariç diğer ülkelerin krizde olan birinci liglerinde büyük mali krizler yaşanmıyor. Futbol sevgisinin üst seviyede olduğu ülkelerde insanlar futbola ayırdıkları bütçeye çok dokunmama eğilimindeler. Bu da hasılatları ve takım formalı alışverişi düşürmüyor. Avrupa kupaları ve televizyon gelirleri de buna eklenince kulüpler kendi hükümetleri kriz içindeyken bile yüksek maliyetli transferler yapabiliyorlar.

Aslına bakarsanız futbol ekonomisinin kriz ortasında bu derece rahat olması üzerinde ciddiyetle çalışılması gereken bir konu.

Bu yıl Şampiyonlar Ligi’nin de bu doğrultuda yine çeyrek finale kalan takımlarda çok bir değişiklik olmayacak. 

Futbol adına konuşursak, dünyanın en kaliteli futbol organizasyonunun bu kadar heyecansız hale gelmesi futbolun geleceği için ciddi bir uyarı anlamına geliyor.

4 Aralık 2012 Salı

Adam gibi adam Mourinho

Bana sorarsanız dengeleri alt üst eden cevap böyle olur.. Bir de olayın geçtiğimiz hafta sonu olan boyutu var. Takımın çok fazla eleştirilmesi ve derbide protesto olacağına karşın yaptığı o muazzam açıklama ve eylemi...
"Eğer taraftar protesto edecekse, maçtan 40 dakika önce sahada olacağım, beni ıslıklasınlar. Maçta takımı desteklesinler."
Maçtan önce de sahaya çıktı ve duruşunu sergiledi. O yüzden adam gibi adam: José Mário dos Santos Mourinho Félix.

Bu sene zor be!

Geçen sene üç kupanın ardından Milangaz ayrılığı, sonrasında sponsor bulunamaması ve şu an ki durum. Erman Kunter çok iyi niyetiyle elinden geleni yapmaya çalışıyor. Kendisine saygımız sonsuz. Elindeki parayla ancak bu kadar olur. 

Her maç biri parlar umuduyla kurulmuş bir kadro var elde. Bugün Christopher, yarın belki Dasic, belki Markota... Beş numarasız denemeler vs. Sonuç istikrarsız bir takım.

Beşiktaş'ın şansı Euroleague'de CSKA ve Barcelona ile aynı gruba düşmesine rağmen, turnuvanın en kolay grubuna denk gelmesi. Nasıl olur bende bilmiyordum, böyle oluyormuş. Yılların gediklilerinden Anadolu Efes daha top16'yı yeni garantiledi, Fenerbahçe Ülker ise bir sonraki maça bıraktı. Bu bile o kadrolara rağmen garip bir durum bana sorarsanız.

Geçen hafta içinde Daniel Erwing takıma dahil edildi. Artık iki fazla yabancısı var takımın. Her şeye rağmen gerekli transfer geç de olsa geldi. Benim ümidim play-offlardan önce ciddi bir temizlik ve yenileme dönemi. Özellikle Dasiç'ten hiç bir verim alamıyor takım. Bir beş numara şart ve birilerinin Christopher'a bu takımın lideri olması gerektiğini söylemeli. Takımın en yeteneklisi ama kritik anlarda resmen toptan kaçıyor.

Beşiktaş'ın en büyük eksiği takımı yönetebilecek bir lider. Geçen sene Hawkins'in yaptığı kadar olmasa bile ona yaklaşabilecek bir lider bu takımı ateşler. Şu an insiyatifi sadece Jerrells alıyor. Ona destek olabilecek birileri gerekiyor artık. Bu halde takımın kalburüstü takımlarla mücadele edebilmesi gerçekten zor.