Manchester United etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manchester United etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2014 Cumartesi

Muhteşem Çeyrek Finaller

Çeyrek finaller harika geçti. Hiç sürpriz takımın son 8’de olmaması bunda etkili oldu mu bilinmez.

4 maç da nefes kesen son dakikalara sahne oldu. Diğer yıllarda olduğu gibi kimsenin rakibini ezip geçmemesi Avrupa futbolu açısından sevindirici. Öte yandan son 8 takım arasında sürpriz olmaması da düşündürücü. Bir yandan yukarıdaki kamp ile aşağısı arasındaki fark artarken öte yandan yukarı kamptaki takımlar arasındaki fark ise azalmış görünüyor.

Tek tek geniş özet ve önemli anlara bakalım:

Real Madrid – Borussia Dortmund

İlk maçta 3-0 ile rahat kazanan Madrid, ikinci maça ecel terleri döktü ama olmadı. İki iyi takımdan yıldızı çok olan kazandı.

Fark Yaratan: Cristiano Ronaldo’nun sakatlığının Real’in oyun düzenini dağıtması.

Bayern München – Manchester United

Aslında yıl içindeki performanslarına bakıldığında Bayern München’in rahat turu geçmesi bekleniyordu. Ama özellikle İngiltere’deki maçta gösterdiği direnç ile Manchester kolay lokma olmadığını gösterdi. Eğer ikinci maçta 1-0’dan sonra oyunu biraz tutabilselerdi sürpriz bir sonuç çıkabilirdi.

Fark Yaratan: İkinci maçta golü yiyen Bayern’in 1 dakika içinde cevap verip rakibin moralini çökertmesi.

Atletico Madrid – Barcelona

Takım performansı olarak Avrupa’nın belki de en diri takımı Atletico Madrid sallantıda giden Barcelona’nın ipini çekti. Hem Nou Camp’ta hem de kendi evlerinde oynadıkları futbolla bileklerinin hakkıyla yarı finale uzandılar. 180 dakika boyunca mücadele ettiler ve ilk maçın son yarım saatindeki fiziki düşüş hariç hep oyunda kafa kafaya oynadılar; ki karşılarındaki takımın Barcelona olduğunu hatırlayalım.

Fark Yaratan: Rövanş karşılaşmasında maçı adeta seyirciyle birlikte yaşayan teknik direktör Diego Simeone.

Chelsea – Paris St. Germain

Güçlü kadrosu ile PSG’den beklentiler yüksekti. Chelsea’nin inişli çıkışlı grafiği soru işareti yaratıyordu. İlk maçta Chelsea çok kötü olmamasına rağmen PSG’nin yetenekli oyuncularının becerisine karşı gelememiş ve ilk maç 3-1 bitmişti. Artık Chelsea’nin şansının az olduğu düşünülüyordu. Ancak birkaç önemli sakat ile maça çıkan ve maç içinde de oyuncularını sakatlıktan kaybeden Chelsea kurduğu baskı ile rakibini oynatmadı. PSG’nin de yeterli direnci gösterememesi oyunun Chelsea lehine dönmesini sağladı. Son dakikalardaki baskıdan gelen gol Chelsea’yi yarı finale taşıdı.

Fark yaratan: İkinci maçta yanlış taktiksel tercih yapan ve kendi sahasına hapsolan teknik direktör Laurent Blanc.

19 Eylül 2013 Perşembe

Ada'nın yerlisi Basel



Şampiyonlar Ligi'nin ilk haftasında ilk sürpriz gerçekleşti. Basel, Stamford Bridge'de Chelsea'yi 2-1 mağlup etti.

Dün iddaa oynarken "Gene yaparlar mı?" diye içimden geçirmiştim ama oynamak yememişti. Doğrusu Basel'in Chelsea'yi yenmesi beni şaşırtmadı. 2011-2012 sezonunda Şampiyonlar Ligi grubundan Manchester United'ı UEFA Avrupa Ligi'ne gönderen takım Basel'di. İngiltere'de 3-3 berabere kalıp, İsviçre'de 2-1'lik galibiyet alınca Kırmızı Şeytanlar büyük şok yaşamıştı.

Geçen sene de UEFA Avrupa Ligi'nin çeyrek finalinde 2-2 biten maçların sonunda Tottenham Hotspur'u penaltılarla elemişlerdi. Her ne kadar yarı finalde Chelsea'ye karşı iki maçı da kaybetseler de her sene bir ada takımına şok yaşatmayı alışkanlık haline getirmiş durumdalar. Bu sene de Chelsea ile açılışı yaptılar. Sanki İngiltere onlar için her sene maç yapmak istedikleri bir mekana dönmüş durumda.

Murat Yakın Basel'de çok büyük işler yapıyor. Bu kadar erken sürpriz sonuç aldıkları için gözler erken bir dönemde üstlerinde olacak.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Bir transfer anatomisi: Satsam mı? Satmasam mı?


Bu yazıyı bir Tottenham Hotspur taraftarı olarak yazdığım için biraz duygusal yazıyor olacağım.*

Şu an yaşadıklarımız geçen senenin bir kopyası gibi. Antremanlara ve hazırlık maçlarına çıkmayan bir Modric vardı. Real Madrid aldı, alacak derken Spurs güzel bir miktara sattı Modric’i. Transferin son gününde de o paraya Lloris, Dembele ve Dempsey’i renklerine bağladı. Şu anda da Bale transferindeki fırtına öncesi sessizlik modunun da sebebi bu diye düşünüyorum. Antremanlara çıkmadığı ve gitmek istediği iddia ediliyor Bale’nin. El sıkışıldı, fakat resmileşmedi. Sebebi belki de Spurs’un paraya kimleri alabiliriz diye hızlı çalışmaları olabilir. Veya Boas’ın inatla satılmasını istememesi de olabilir. Bana soracak olursanız da Bale gitmesin. Atarlı bir taraftar gibi yorum da yapabilirim: Gidip ne yapacak?

Gonzalo Higuain’in de gidişine kadar Real Madrid ikinci bir Ronaldo’yu alıp ne yapacak diye düşünüyordum. Bale de Ronaldo da sol ağırlıklı serbest oyuncular. Skoru değiştiren ve takımlarının en etkili silahları. Bale’nin Madrid’e gitmesi ile aynı pozisyonda oynayan iki kişi olacaklar. Şimdiden cevaplayayım, bu FM değil, Bale sağ açık oynamaz, oynamak istemez. Orada tutamazsınız o adamı. Değişmeli de olmaz. Olabilecek tek şey Ronaldo veya Bale’den birinin forvet oynaması. İşte bu noktada Higuain’in gidişi ile bu netleşti. Ancelotti muhtemelen ikisini bir arada oynatacak ileri üçlü sistemi oluşturmuş kafasında ki kadroda yer bulamayacağını anlayan Higuain’e de gitme demedi.

Bir de maliyet boyutu var bu transferin. Anlaşılan rakamlara bakılırsa Bale’nin Los Galacticos’a maliyeti aşağı yukarı 200 milyon poundu bulacaktı ki son anda Perez’in 100 milyon Euro açıklaması geldi. Spurs başkanı hala daha fazlasını istiyor. Bale ise teklif gelen takım Real Madrid olunca gitmek istiyor. Benim anlamadığım şey ise geçen sezonun sonunda da bu dedikodular vardı ve Bale kesinlikle takımdan ayrılmak istemediğini belirtmişti. Hatta Boas’ı çok sevdiğini, onunla çalışmaktan büyük zevk aldığını söylemişti. Bir de üzerine yeni doğan çocuğunun ismini de Alba Violet koyunca benimde içim rahatlamıştı.

Bir COYS taraftarı olarak ben Bale’nin gitmesini tabi ki istemiyorum. Olaylara hep duygusal boyuttan bakmışımdır. Günümüz futbolunda para çok önemli, evet, bununla birlikte Bale’nin Spurs’a bir şans daha vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sene çok daha oturaklı bir takım sahada olacak ve Bale’nin bu takımdaki yeri tartışılmaz. Real Madrid’e gidip Ronaldo’nun gölgesi altında kalmaktansa Tottenham’da hala kahraman ve esas yıldız olmak ve dilediği oyunu oynama şansı var. Bu durumda iken oraya giderse bu aşırı özgüvenini kaybetme şansı bile olabilir.

Günümüz futbolunda bu duygusal düşüncelere yer olmadığı için çok büyük ihtimal bu sezon Bale Real Madrid forması giyecek ve senenin en büyük transferi olacak. Real Madrid’e çok uzun yıllardır (Zidane’den sonraki dönem) sempati duymadığım için de oraya gitmesini istemem. Hani hiç olmadı gidecekse Giggs’in veliahtı olarak Manchester United’a gitsin, bir ekol devam etsin isterim. Tabi bu da günümüz futboluna uymayan bir düşünce.

Not: Ben bu yazıyı yazdıktan sonra teklif 104m Euro + Fábio Coentrão şeklinde revize oldu. Spurs başkanı Daniel Levy anladığımız kadarıyla 120 m Euro istiyor bu transfer için. Real Madrid yönetimi ise bu ücreti düşürme derdinde.

*XYZ Dergi bloguna yazdığım bu haftaki yazı...

14 Mayıs 2013 Salı

Bir İskoç gider, bir İskoç gelir


Sıcak sıcak yazmak isterdim lakin geçen hafta iş yoğunluğu nedeniyle yazamadım. Sir Alex Ferguson'un emekli olması tüm dünya futbol camiası için büyük bir kayıp/olay. 

Geçen sene eşinin kardeşi vefat etti. Kardeşini kaybeden Cathy Ferguson'un yalnız kaldığını söyledi Fergie. Noel zamanında bu kararı verdiğini de ekledi. Bu yüzden olsa ki kimse dur gitme, emekli olma diye kararından vazgeçirmeye çalışmadı Fergie'yi.


Kazandığı kupalar veya başarıları vs bunları herkes konuşuyor, hepimiz biliyoruz. Bunların yanında en büyük özelliği sorunlu - sorunsuz tüm futbolcuları takıma adapte edebilmesi ve onları yönetebilmesi idi. Bazen taraflı ve dominant karakteri gereği gereksiz açıklamaları olmuş olsa da o vedasında açıklanan "The Greatest Manager" lakabının şu anlık sahibi.

Ferguson'dan sonra kim gelirse gelsin inanılmaz bir baskı ve yükün altına girmiş olacağını herkes biliyor. The Damned United'da izlemiştik buna benzer bir durumu. Brian Clough'un Derby Country'den Leeds United'ın başına geldiği an ile David Moyes'un yaşayacakları bana sorarsanız hemen hemen aynı. Futbolcular olayı çok yadırgayacak. Belki de başlarda ciddiye bile almayabilirler. İşte burada onlara çok büyük iş düşüyor. Fergie'ye gösterdikleri saygı ve davranış biçimini David Moyes'a da göstermeleri gerekiyor. Veda konuşmasında Fergie büyüklüğünü bir kez daha göstermiş oldu. Direk ilk söylediği herkesin Moyes'inin arkasında durması gerektiğini belirtti.


Everton'da rakiplerine göre baya az paraya büyük işler yaptı David Moyes. Yıldız almadı, yıldız yarattı. İstikrarlı bir teknik direktör. Fergie Noel'de emeklilik kararı vermiş ise yaklaşık beş aydır yerine kim gelsini etraflıca düşünmüşlerdir. Çok planlı bir proje David Moyes'in takımın başına gelmesi. Bir İskoç'un yerine, başka bir İskoç'un gelmesi tesadüftür diye düşünüyorum.

Moyes'in United'ın başına geçtiği açıklanır açıklanmaz Fellaini ve Baines'i de peşinden alabileceği dedikoduları çıktı. Bunu kanıtlar gibi olansa Fellaini'nin ayrılık sinyalleri vermesi ve Everton yönetiminin de Fellaini'yi satabiliriz ama Baines'i asla mesajıydı. Hatta Moyes'e twitter üzerinden ölüm tehditleri yağmış bunun üzerine.

Son olarak Fergie ile birlikte Scholes yeniden futbolu bıraktığını açıkladı. Zaten daha önce bırakmış olan oyuncu Fergie'nin ısrarları ve ona olan ihtiyacı yüzünden geri dönmüştü. Artık tamamen bırakma vaktinin geldiğini düşünüyor. Büyük oyuncu olduğunu bu yaşta dönüşünde de kanıtlamıştı...

Bizde Sir Alex Ferguson'a futbola kattıkları ve bize bunları yaşattığı için teşekkürü borç biliriz.

10 Nisan 2013 Çarşamba

7 Mart 2013 Perşembe

Cüneyt Çakır meselesi

Salı akşamı oynanan Manchester United - Real Madrid maçının ikinci yarısında Nani'ye gösterdiği kırmızı kartla Cüneyt Çakır maçın günah keçisi oldu. Bizim maçımız olmamasına rağmen basınımız ve eski hakemlerimiz eleştirmeye başladı. Pozisyona tekrar bir bakalım:


Benim gönlümden geçen Manchester United'ın turu geçmesiydi. Bunu önceden belirteyim de fanboy gibi bir durum olmasın. Bununla birlikte bana sorarsanız kırmızı kart kesinlikle doğruydu. Orası bir futbol sahası, bir tarla değil. Öyle uçan tekmelerle havalarda dolaşamazsınız. "Topu izliyordu" bana göre bir bahane değil. Nani resmen burası benim alanıma çeviriyor olayı. Bir oyuncu çevresini kontrol etmelidir. Hele ki aşırı güç ve sakatlık tehlikesi içeren hareket yapıyorsa kesinlikle etmelidir. Uğur Meleke'nin bu sabah twitter'daki paylaşımını da şöyle bir koyalım: 
Bir de düşüncelerimi çok güzel açıklayan bir tweet de şöyle:
Bazen kendimi ifade edemediğim için şunları yazamadım maç sonrası. Ama benim pozisyonu ilk gördüğüm andaki tepkim de bu yöndeydi. Sir Alex Ferguson basın toplantısına katılmamış, bu bir ilkmiş, çok itiraz etmiş, çıldırmış, Cüneyt Çakır İngilizlere hep kırmızı kart gösteriyormuş, muş muş muş. Bunları geçeceksiniz arkadaş. Tesadüf denen bir şey de var sonuçta. İngilizlere gösterilen her kırmızı karttan sonra da kendileri evet haklıydı diye yazılar yazmasını bildiler hep. Ayrıca şu videoda karara zamanında hakem haklı beyler diyen  de Sir Alex Ferguson'un ta kendisi. Karma da böyle bir şey işte.


İngiliz basını maçtan sonra Cüneyt Çakır'ı yerden yere vurdu. O kırmızı kart çıkmasaydı ve Real Madrid elenseydi, Marca ve İspanyol basını ne yazacaktı peki? Maçtan önce hakemi baskı altına almaya çalışan Marca'nın manşetlerini tahmin etmek çok zor değil. Bu pozisyon Cüneyt Çakır'ın şansızlığıydı. Bizim kendi basınımızın bile manşetleri ve zamanında üst düzey maç bile yönetmeyen hakemlerimizin çıkıp pozisyonu değerlendirmesi filan komik ve üzücü şeyler.

Manchester United oynadı, Real Madrid kazandı gibi bir durumda oldu evet. Futbolun adaleti yok diyorlar, evet. Kuranın adaleti de yok işte. Olsa bu iki dev eşleşmezdi...

26 Ocak 2013 Cumartesi

Şeytanın bacağını kırmak

Biraz geç olacak fakat şeytanın bacağını bu sezon kırdık. Her sene aynı ızdırap dolu, yeter artık dedirten maçları izliyorduk. Manchester United, Tottenham Hotspur'a çok ters geliyor. 2-0 öne geçtiği maçta bile öyle ezilip, oradan fark yiyordu. Her golden sonra içimizde hiç umut oluşmazdı. Bu kadar geride kapanan takım görmedim dediğim çok maç yaşadık.

Bu sezonun ilk yarısında Old Trafford'da inanılmaz bir maç izlemiştik. Skor 3-2'ye geldiğinde bile çok geride kapanmamıştı. Orta sahada basmayı başarmışlardı ve yıllar sonra United'a karşı galibiyet göstermişlerdi. Bunda André Villas Boas'ın katkısı çok büyük, bunda hepimiz hem fikiriz.

Bu sene taktiksel olarak takımın tüm kimyasını değiştirmiş, Redknapp'ın aksine çok farklı bir taktik anlayışı ile sahaya çıkarıyor takımı. Sezonun ilk yarısında Sandro - Huddlestone ikilisi ile oynamak zorunda kalmıştı. Üretkenlikte baya kısır kalan ikili Modric'i fazlasıyla arattı. Neyse ki Scott Parker sakatlıktan döndü ve Dembele'nin de alışmasıyla orta saha toparlandı.

Her neyse, geçen hafta White Lane'de maçın sonuna kadar 1-0 mağlup oynadılar. Açıkçası ben Coys'un çok fazla son dakkalarda yüzünün güldüğünü pek hatırlamıyorum. Hele ki böyle maçlarda, hele ki bu sezon Everton ile oynanan maçtan sonra... Dempsey'in golü belki de taraftarında bir çok şeye inanmasını sağladı. Bu sezon, sonunda oldu dedirtti. 

10 Aralık 2012 Pazartesi

David de Gea

De Gea'ya daha 21 yaşında çok büyük bir sorumluluk verildi ve İngiltere'nin son 20 yılına damga vurmuş Manchester United'ın kalesi ona devredildi. 

İncecik, uzun boylu, elleri kocaman bir kaleci. Fiziği garip gelmişti ama Atletico Madrid kalesinde büyük işler yapıyordu. 

Geçen sezonun başı adaya geldiğinde Van der Sar'ın boşluğunu doldurabilecek mi diye hepimiz sorduk. Bana sorarsanız Van der Sar'dan sonra o kaleyi kimse dolduramaz. De Gea'nın fiziği Van der Sar'ı andırsa da arada daha çok fark var. 

O boyla yan toplarda bu kadar zayıf olmak gerçekten beceri ister. Toplara çıkamayacak kadar zayıf olmak İngiltere gibi bir yerde transfer politikası sorgulatır adama. En son Manchester derbisinde yediği ikinci gol bana sorarsanız pozisyon takibi eksikliğinden onun da hatası. Sonuçta topu takip etse zaten Zabelata'nın vurabileceği tek nokta orası. Boyunun da dezavantajı var lakin kendini hazırlarsın en azından. Bunların hepsi bir yana omzuyla çıkardığı pozisyonda gerçekten şapka çıkarılacak türdendi.

Son maçtan örnek veriyorum belki ama yediği gollerin genelinde aynı hataları yapıyor. Önündeki defans oyuncuları eskisi gibi değil belki ama yine de ondan beklenen güvenleri boşa çıkarmanın da bir kredisi var. Yeri geldiğinde de çok iyi kurtarışlar yapıyor ama kaleciliğin de kötü yanı hep hatalarınızla anılmanız. 

Bu eleştirilere rağmen De Gea gerçekten umut vadeden çok iyi bir kaleci. Daha 22 yaşında ve yolu çok uzun. İspanya'da ve Avrupa Kupaları'nda onu hayranlıkla izlemiştik. O yaşta özgüveni inanılmazdı. İngiltere'ye gelince onca eleştiriye rağmen o işini yaptı. Üzerindeki baskılara rağmen hala elinden geleni yapmaya çalışsa da sorgulanması gereken acaba onun için İngiltere doğru yer mi? 

23 Kasım 2012 Cuma

Ryan Giggs futbolu bırakacak diye çok korkuyorum


Bu yazıyı Nisan 2011′de yazmıştım. Ryan Giggs hala takımının en önemli oyuncularından biri ve ben halen onun futbolu bırakmasından korkuyorum.

Geçen hafta Manchester United – Chelsea maçını izledikten sonra içimdeki korku daha da arttı. 37 yaşındaki Cardiff doğumlu Galli yıldız 1990′dan beri dünya futboluna katkıda bulunuyor. Tarihleri yeniden düşününce Giggs ile büyüdüm desem yanlış olmaz sanırsam. Ben ilkokul heycanı yaşarken o Manchester United forması giymenin heyecanını yaşıyormuş. Ben eğitim hayatımı bitirdim, üç okuldan mezın oldum, işe girdim o ise heyecan yaşamaktan çok artık heyecan yaşatan kişi oldu. Zaten Manchester United tarihinin en iyi oyuncusu seçildi kendisi. 11 şampiyonluk kupası ile de Manchester United tarihinde en çok şampiyonluk yaşamış oyuncu Ryan Giggs.

Gerçekten istemiyorum bu adam futbolu bıraksın. Futbolu güzelleştiren bütün ögeleri yaşatmış bize, yaşatmaya devam ediyor. 37 yaşında olduğuna kim inanır? Çok fazla uzatmak istemiyorum. Hani deriz ya hiç futbolu bırakmasını istemediğimiz kişidir bu diye. Benim için iki kişi vardı. Biri Bergkamp’dı, diğeride bırakmasın futbolu dediğim Ryan Giggs. Gerçekten futbolu bırakacak bir gün diye çok korkuyorum…