Real Madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Real Madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2014 Pazartesi

2014 Euroleague Final Four


Real Madrid - Olympiakos ve CSKA - Panatinaikos serilerinin de sonlanmasından sonra 2014 Euroleague Final Four'una kalan takımlar ve eşleşmeler de belli oldu: Barcelona - Real Madrid ve CSKA - Maccabi Electra Tel Aviv.


Bu sene benim favorim Olympiakos'u eleyen Real Madird. Serileri erken final gibi bir şeydi. Geçen senenin finalistlerinin Top 16'da eşleşmesi talihsizlik oldu. Madrid'deki son maçta da son periyotların takımı Olympiakos'un geri dönüşüne akıllı hücumları ve  hücum reboundları ile mani oldular. Böyle büyük anlarda Oly'i durdurmak gerçekten başarıdır ki son senelerin en kötü sezonlarından birini geçirmelerine rağmen. Galibiyetteki en büyük faktör, bu kupayı en çok isteyen Rudy Fernandez oldu. Hem ofansta hem defansta inanılmaz bir performans sergiledi.


Real Madrid'in rakibi, temsilcimiz Galatasaray'ı rahat geçen Barcelona. Bu sene gruplarda fırtına gibi esen Barcelona ödülünü belki de Top 16'ın en güçsüz takımı ile eşleşerek aldı. Arroyo'nun erken sakatlanması Galatasaray'ın direncinin çabuk kırılmasına neden oldu. Böyle büyük takımları yenmek için şansa da ihtiyacınız oluyor. O da olmayınca işler gerçekten mucizeye kalıyor...

Barcelona - Real Madrid eşleşmesinin favorisi şu veya bu demek çok zor. Lakin Real Madrid'i bir adım önde görüyorum. Rudy Fernandez ve Mirotic'in performanslarına Llull ve Oly serisinin kayıp ismi Rodriguez de eşlik ederse Barcelona'ya karşı şansları yüksek olur. Tabi Navarro'nun da sakatlığının durumu ve parkelere ne durumda döneceği de eşleşmede önemli bir yere sahip.


Yarı finalin diğer maçı ise son 12 yılda 11. Final Four'u olan CSKA ile Maccabi Electra Tel Aviv arasında. CSKA zorlu bir seriden son maçta çok rahat bir galibiyetle Final Four'a kaldı. Oly gibi Panatinaikos'un da son senelerdeki en kötü kadrolarından biri ile mücadele etmesi ve CSKA'yı bu kadar zorlması da herkesi şaşırttı diyebiliriz. Ne kadar Yunanistan atmosferi ile yendiler filan desek de CSKA'nın sanki rölantiyeye alması da vardı diyebiliriz. Zaten son maçta Pana Euroleague tarihlerindeki en düşük sayısını attı. Son maçta da fark açılırken direnç gösteremedikleri her an oyundan iyice düşmüşlerdi. Final Four'dan önce Messina'nın tercihleri tartışılıyor halen, doğru yönetim ile Maccabi'yi geçecenlerine inanıyorum.

Maccabi ise ev sahip avantajını değerlendirmek isteyen sürpriz takım EA7 Emporio Armani'yi eledi. Onlar için de çok zor bir seri oldu diyemeyiz. Yine de belki de Final Four sonunda kupaya en uzak takım bana Maccabi gibi geliyor.

Final Four 16 Mayıs'ta İtalya'da başlıyor. 18 Mayıs'ta ise final var. Güzel bir Cuma ve Pazar olacak...

12 Nisan 2014 Cumartesi

Muhteşem Çeyrek Finaller

Çeyrek finaller harika geçti. Hiç sürpriz takımın son 8’de olmaması bunda etkili oldu mu bilinmez.

4 maç da nefes kesen son dakikalara sahne oldu. Diğer yıllarda olduğu gibi kimsenin rakibini ezip geçmemesi Avrupa futbolu açısından sevindirici. Öte yandan son 8 takım arasında sürpriz olmaması da düşündürücü. Bir yandan yukarıdaki kamp ile aşağısı arasındaki fark artarken öte yandan yukarı kamptaki takımlar arasındaki fark ise azalmış görünüyor.

Tek tek geniş özet ve önemli anlara bakalım:

Real Madrid – Borussia Dortmund

İlk maçta 3-0 ile rahat kazanan Madrid, ikinci maça ecel terleri döktü ama olmadı. İki iyi takımdan yıldızı çok olan kazandı.

Fark Yaratan: Cristiano Ronaldo’nun sakatlığının Real’in oyun düzenini dağıtması.

Bayern München – Manchester United

Aslında yıl içindeki performanslarına bakıldığında Bayern München’in rahat turu geçmesi bekleniyordu. Ama özellikle İngiltere’deki maçta gösterdiği direnç ile Manchester kolay lokma olmadığını gösterdi. Eğer ikinci maçta 1-0’dan sonra oyunu biraz tutabilselerdi sürpriz bir sonuç çıkabilirdi.

Fark Yaratan: İkinci maçta golü yiyen Bayern’in 1 dakika içinde cevap verip rakibin moralini çökertmesi.

Atletico Madrid – Barcelona

Takım performansı olarak Avrupa’nın belki de en diri takımı Atletico Madrid sallantıda giden Barcelona’nın ipini çekti. Hem Nou Camp’ta hem de kendi evlerinde oynadıkları futbolla bileklerinin hakkıyla yarı finale uzandılar. 180 dakika boyunca mücadele ettiler ve ilk maçın son yarım saatindeki fiziki düşüş hariç hep oyunda kafa kafaya oynadılar; ki karşılarındaki takımın Barcelona olduğunu hatırlayalım.

Fark Yaratan: Rövanş karşılaşmasında maçı adeta seyirciyle birlikte yaşayan teknik direktör Diego Simeone.

Chelsea – Paris St. Germain

Güçlü kadrosu ile PSG’den beklentiler yüksekti. Chelsea’nin inişli çıkışlı grafiği soru işareti yaratıyordu. İlk maçta Chelsea çok kötü olmamasına rağmen PSG’nin yetenekli oyuncularının becerisine karşı gelememiş ve ilk maç 3-1 bitmişti. Artık Chelsea’nin şansının az olduğu düşünülüyordu. Ancak birkaç önemli sakat ile maça çıkan ve maç içinde de oyuncularını sakatlıktan kaybeden Chelsea kurduğu baskı ile rakibini oynatmadı. PSG’nin de yeterli direnci gösterememesi oyunun Chelsea lehine dönmesini sağladı. Son dakikalardaki baskıdan gelen gol Chelsea’yi yarı finale taşıdı.

Fark yaratan: İkinci maçta yanlış taktiksel tercih yapan ve kendi sahasına hapsolan teknik direktör Laurent Blanc.

18 Eylül 2013 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi'nde nasıl altı gol yenir?


Dün Türk Telekom Arena’da Galatasaray'ın Real Madrid’e 6-1 mağlup oluşu esnasında sahada iki takımında oynadığı oyun ders niteliğindeydi. Yalnız en başında şunu da söyleyelim bu maçın hakkı asla bu skor değildi.

Öncelikle Galataray’ın geçen sene Şampiyonlar Ligi’nde aynı sahada 3-2 yendiği rakibinden nasıl altı gol yediğini irdeliğelim. Bana sorarsanız sahaya çıkan kadro hatalıydı. Hiç bir resmi maçta beraber oynamamış Dany - Chedjou ikilisini Real Madrid gibi bir takibe karşı ilk 11 çıkarmak hatalıydı. Ancelotti maç eksikliği bulunan Bale’yi kenarda oturturken Fatih Terim Riera’yı da kardoya almıştı. İyi oynadı, kötü oynadıdan öte defansta bu kadar riske girmek ne kadar doğru? Bunlardan öte Fatih Terim gibi çok iyi bir motivasyoncu teknik direktörün takımının ikinci golden sonra dağılmasına anlam veremedi kimse. İlk iki bireysel hatadan gelen gol moralleri bozmuş olabilir de sonradan gelen gollerin hiç bir savunması olamaz. Zaten geri kalan dört golde altı pastan atıldı. Bale’nin ortaladığı ve Muslera’dan dönen topu Ronaldo’nun tamamladığı golde orta yapılırken topun gittiği yerde dört tane boş Real Madridli oyuncu vardı. Bu görüntü bile durumu çok net anlatıyor.

Bu durumdaki Galatasaray’a karşı ise Ream Madrid skor 6-1 iken 90+2’de hala pres yapıp gol arıyordu. Sahada aradaki mantelite farkı bu boyutta olunca fark da kaçınılmaz oluyor. İkinci golden sonra dağılan rakibinin üzerine gitmek de kolay oldu. Galatasaray kadro olarak Türkiye’de açık ara en iyi yıldızlara sahip olabilir ama sahada hepsi gezinince bu pek bir işe yaramıyor. Yıldız oyuncuların takımda ağırlığını göstermesi gerekiyor. Sadece top gelince oynarım mantığı ile bu işlerin yürümediğini tüm taraftarlar görmüş oldu.

Bir de Burak Yılmaz’ın ıslıklanma olayı var. Daha iki hafta önce gitmesi gündemde olan bir oyuncunun kafaca oynamaya hazır olmadığını uzun zamandır görüyoruz. O yüzden taraftarında sabır göstermesi gerekiyor. Sonuçta skorun tek suçlusu da o değil...

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Bir transfer anatomisi: Satsam mı? Satmasam mı?


Bu yazıyı bir Tottenham Hotspur taraftarı olarak yazdığım için biraz duygusal yazıyor olacağım.*

Şu an yaşadıklarımız geçen senenin bir kopyası gibi. Antremanlara ve hazırlık maçlarına çıkmayan bir Modric vardı. Real Madrid aldı, alacak derken Spurs güzel bir miktara sattı Modric’i. Transferin son gününde de o paraya Lloris, Dembele ve Dempsey’i renklerine bağladı. Şu anda da Bale transferindeki fırtına öncesi sessizlik modunun da sebebi bu diye düşünüyorum. Antremanlara çıkmadığı ve gitmek istediği iddia ediliyor Bale’nin. El sıkışıldı, fakat resmileşmedi. Sebebi belki de Spurs’un paraya kimleri alabiliriz diye hızlı çalışmaları olabilir. Veya Boas’ın inatla satılmasını istememesi de olabilir. Bana soracak olursanız da Bale gitmesin. Atarlı bir taraftar gibi yorum da yapabilirim: Gidip ne yapacak?

Gonzalo Higuain’in de gidişine kadar Real Madrid ikinci bir Ronaldo’yu alıp ne yapacak diye düşünüyordum. Bale de Ronaldo da sol ağırlıklı serbest oyuncular. Skoru değiştiren ve takımlarının en etkili silahları. Bale’nin Madrid’e gitmesi ile aynı pozisyonda oynayan iki kişi olacaklar. Şimdiden cevaplayayım, bu FM değil, Bale sağ açık oynamaz, oynamak istemez. Orada tutamazsınız o adamı. Değişmeli de olmaz. Olabilecek tek şey Ronaldo veya Bale’den birinin forvet oynaması. İşte bu noktada Higuain’in gidişi ile bu netleşti. Ancelotti muhtemelen ikisini bir arada oynatacak ileri üçlü sistemi oluşturmuş kafasında ki kadroda yer bulamayacağını anlayan Higuain’e de gitme demedi.

Bir de maliyet boyutu var bu transferin. Anlaşılan rakamlara bakılırsa Bale’nin Los Galacticos’a maliyeti aşağı yukarı 200 milyon poundu bulacaktı ki son anda Perez’in 100 milyon Euro açıklaması geldi. Spurs başkanı hala daha fazlasını istiyor. Bale ise teklif gelen takım Real Madrid olunca gitmek istiyor. Benim anlamadığım şey ise geçen sezonun sonunda da bu dedikodular vardı ve Bale kesinlikle takımdan ayrılmak istemediğini belirtmişti. Hatta Boas’ı çok sevdiğini, onunla çalışmaktan büyük zevk aldığını söylemişti. Bir de üzerine yeni doğan çocuğunun ismini de Alba Violet koyunca benimde içim rahatlamıştı.

Bir COYS taraftarı olarak ben Bale’nin gitmesini tabi ki istemiyorum. Olaylara hep duygusal boyuttan bakmışımdır. Günümüz futbolunda para çok önemli, evet, bununla birlikte Bale’nin Spurs’a bir şans daha vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sene çok daha oturaklı bir takım sahada olacak ve Bale’nin bu takımdaki yeri tartışılmaz. Real Madrid’e gidip Ronaldo’nun gölgesi altında kalmaktansa Tottenham’da hala kahraman ve esas yıldız olmak ve dilediği oyunu oynama şansı var. Bu durumda iken oraya giderse bu aşırı özgüvenini kaybetme şansı bile olabilir.

Günümüz futbolunda bu duygusal düşüncelere yer olmadığı için çok büyük ihtimal bu sezon Bale Real Madrid forması giyecek ve senenin en büyük transferi olacak. Real Madrid’e çok uzun yıllardır (Zidane’den sonraki dönem) sempati duymadığım için de oraya gitmesini istemem. Hani hiç olmadı gidecekse Giggs’in veliahtı olarak Manchester United’a gitsin, bir ekol devam etsin isterim. Tabi bu da günümüz futboluna uymayan bir düşünce.

Not: Ben bu yazıyı yazdıktan sonra teklif 104m Euro + Fábio Coentrão şeklinde revize oldu. Spurs başkanı Daniel Levy anladığımız kadarıyla 120 m Euro istiyor bu transfer için. Real Madrid yönetimi ise bu ücreti düşürme derdinde.

*XYZ Dergi bloguna yazdığım bu haftaki yazı...

26 Nisan 2013 Cuma

Daha konuşmak için erken...


1975-76 sezonunda Real Madrid, Derby Country'e ilk maçı 4-1 kaybetmesine rağmen rövanşı 5-1 kazanarak turu geçmiş. Benfice ile Fenerbahçe arasında da tersten bir skor benzerliği olmasın diye ummak lazım. Benfica ilk maçı 7-0 kazanmış, İstanbul'da ise Fenerbahçe 1-0 kazanmış.

İlk maç skorları aldatıcı olabilir ama sahadaki oyun gerçek mesajı da verebilir. Enteresan bir ikilem aslında. Dün oynana maçta daha önce takımına zarar vererek yalnız bırakan seyirci görevini sonuna kadar en iyi şekilde yaptı. Seyircinin baskısıyla dumura uğrayan Benfica'ya oynadığı oyunla da Fenerbahçe sahayı dar etti. Futbolun tanrıları Fenerbahçe'nin yanında olsaydı skor çok farklı olurdu. Benfica ciddi anlamda ucuz kurtuldu diyebiliriz. Bizim için kötü senaryoda Benfica turu geçerse gerçekten çok yazık olur.


Kaçırdığı penaltıdan sonra belli ki göz yaşlarını tutamamış Baroni. Maç böyle bitmeseydi gerçekten yazık olacaktı Baroni'ye. Aykut Kocaman'da çıkarken alacağı alkışlardan morali gelir diye maç bitmeden oyundan aldı kendisini. Güzel düşünülmüş bir hareketti. 

Benitez de tam bir turnuva hocası olduğunu gösterdi. İngiliz klüpleri Avrupa Ligi'ni veya UEFA Kupalarını pek sallamazlar. Eskiden kazanmışlıkları var lakin istisnalar da kaideyi bozmaz. Chelsea finalde gerçekten zor bir rakip olacak. Bununla birlikte finalde kimse normal oyununu pek oynayamaz. Gergin bir ortamda her şey olabilir. Aykut Kocaman takımını iyi motive ediyor, umarız finale çıkar bizde onları yazarız.

Şampiyonlar Ligi'ne gelirsek, Barcelona'daki düşüşe karşılık Bayern Münih'in şampiyonluk ve kupa finali moralleri ve bu sene o kupa Münih'e gelecek ısrarının yansıması maçın skoru. Bana Barcelona artık doymuş gibi gelmeye başladı. Altyapıdaki oyuncuları da fazla abartıp, iyice güvenmeleri ve bu oyuncuların büyük maç tecrübesizliğinin de etkisi var. Daha önce Milan'a işleyen futbol ve hırs bakalım Bayern Münih'e işleyecek mi? 

Bayern Münih bir ara var olan stratejisini, altyapısını unutarak ve hırsına yenik düşerek değiştirdi. Son iki senede meyvesini veren eskiye dönüş sabrın sonucudur. Dortmund gibi ekstra işler yapan bir takım çıkmasaydı daha önceden de karşılığını alırlardı. Aynı kafadaki Dortmund daha önce bu işlere girdiği için daha önce sivrildi. Bayern Münih'in Almanya'daki diğer takımlara olan en büyük avantajı ise her Alman futbolcunun hayali orada oynamak. Bizdeki gibi üç büyükte oynayınca amaçlarıan ulaşmış olmuyorlar. Hatta Avrupa'daki tekliflerden bile önemli Bayern'de oynamak. Neuer ve Götze örnekleri bunun en büyük göstergelerinden.

Borussia Dortmund 4-1'lik galibiyete sığınmadan oynaması gerekiyor rövanşı. Yazının başında verdiğim örnek ve yakın zamanda da Deportivo - Milan maçı bizim için en büyük örnekler. Neyseki başlarında Jürgen Klopp var da pek terslik olacağını sanmıyorum. İki Alman takımının İspanyol hegemonyasına son vermeleri çok iyi oldu. Mourinho gibi bir teknik adamın takımının bu hezimete uğraması orada mutlu olmadığındandır. Chelsea ile son sezonunda da aynı durum vardı. Hoş Galatasaray maçı da Almanlar için bir mesaj olmuştur. 


Basel - Chelsea maçı dışındaki skorlar hep ev sahiplerinin lehine olduğundan şunu rahatlıla söyleyebiliriz ki uzun zaman sonra seyirci desteği ev sahibini ateşlerken, konuk ekibi de baskı altına aldı. Biz hep kendi seyircimizi överiz ama Almanlar gerçekten inanılmazdı. Hele ki Dortmundlu oyuncuların maç sonunda oturup taraftarlarını izlemesi çok güzel bir görüntü idi. Şimdi sıra sizi izlemekte der gibi kurulan empati, saygı ve bütünlük tam olması gerektiği gibi. Bir takımın oyuncularının seyircilerine saygısını en güzel gösterme biçimi.

Şu üç gün gerçekten futbola doyduk. Dün Fenerbahçe ile gelen mutlu sonuç bugün Anadolu Efes ile de gelirse gerçekten süper olacak. Çok zor bir deplasman Pire ama neden olmasın?


20 Nisan 2013 Cumartesi

Dortmund'un yeni yıldızı.


İspanya ve İngiltere takımlarını görmeye alıştığımız avrupa arenasında uzun süredir görmediğimiz Bayern München ve Borussia Dortmund  bu sezon Şampiyonlar Liginde yarı finale kadar yükseldiler. Almanların uzun süredir planlamış oldukları altyapı ve futbolcu yetiştirme programlarının meyvesini yavaş yavaş toplamaya başladıkları aşikar.  Alman Milli takımında gördüğümüz bu değişim kulüp takımları seviyesinde de kendini göstermeye başladı ve başlıca öncüsü de Borussia Dortmund.

İngiltere basınında çıkan haberlere göre Tottenham ve Real Madrid'in İlkay Gündoğan ile yakından ilgilendikleri yönünde fakat genç oyuncunun bu dedikodulardan sonra yaptığı  açıklama ise "Herkesin çocukluk hayali İngiltere ve İspanya liginde oynamaktır fakat ben gelecek sezon da Dortmund'da kalacağım" şeklinde.

Jürgen Klopp'ün bu sene ki kadrosuna sadık kalacağı ve takviye futbolcu düşünmediği yorumları, Borussia Dortmund'un eski günlerindeki gibi avrupa arenasında istikrarlı başarılara imza atacaklarını gösteriyor.

10 Nisan 2013 Çarşamba

Tebrikler Galatasaray


İlk maçın son düdüğü çaldığında Galatarasaylılar dışında skora şaşıran olmamıştı. Ortada bir hakem katliamı olduğu çok netti, bununla birlikte karşınızdaki takım da Real Madrid ve teknik direktörü Jose Mourinho. Fatih Terim'in açıklamaları sırf takımı değil, taraftarı da gerektiğinden fazla doldurup, inandırdı. Gerçekten eleyebileceklerine inandılar. İnanmak güzel bir şey fakat tekrar etmek de fayda var karşınızdaki takım Real Madrid ve teknik direktörü Jose Mourinho.

İkinci maça Galatasaray elemek için değil gururunu göstermek için çıkacaktı. Nitekim böyle de oldu. İlk yarının ikinci yarısını izleyemedim, fakat gol takımı ve en önemlisi taraftarı inanılmaz etkiledi. Resmen sustular. Nasıl bir itici güç olduklarını unuttular. O stadın akustiğinin bu kadar güzel yapılması laf olsun diye değildi. Galatasaray, Milanları, Juventusları, Real Madridleri Ali Sami Yen'de sadece oynadığı oyunla yenmedi, taraftarın yarattığı atmosferle de yendi. Avrupa basını orası için cehennem diye boşuna yazmadı. Bunu Türk Telekom Arena'da da sık sık hatırlatması gerekiyor taraftarın.

İkinci yarıda ilk maçı 3-0 kazanmanın ve maçta da 1-0 önde olmanın rehaveti Real Madrid'i etkilemişti. Eboue'nin golüne kadar da taraftar uyumaya devam etti. Neyseki geç de olsa golden sonra açıldılar. Açıldıktan sonra neler olduğunu ve neler olabileceğini hepimiz gördük. Benim gibi tura başından beri inanmayan adama bile "acaba?" dedirttiler ki Real Madrid, Galatasaray'ın bu kadar hızlı ivme kazanıp, baskı kurabileceğini beklemiyordu. İnanılmaz bocaladılar, pas yapamadılar ve top çıkaramadılar. Dünkü o taraftar baskısı ikinci yarı başında başlasa her şey çok farklı olabilirdi, belki de şu an başka şeyler yazıyor olabilirdik. 

3-1'den sonra dakikalar ilerledikçe Galatasaray'ın da umutları kırıldı ve zaten maçın sonunda da skor 3-2'ye geldi ve tarih tekerrür etti. Ama bu sefer tersten...

Galatasaray gururuyla elenmiş oldu. Bugün haklı olarak da tüm Galatasaray taraftarları da bu gururu yaşıyor. Bize de tebrik etmek düşer.

7 Mart 2013 Perşembe

Cüneyt Çakır meselesi

Salı akşamı oynanan Manchester United - Real Madrid maçının ikinci yarısında Nani'ye gösterdiği kırmızı kartla Cüneyt Çakır maçın günah keçisi oldu. Bizim maçımız olmamasına rağmen basınımız ve eski hakemlerimiz eleştirmeye başladı. Pozisyona tekrar bir bakalım:


Benim gönlümden geçen Manchester United'ın turu geçmesiydi. Bunu önceden belirteyim de fanboy gibi bir durum olmasın. Bununla birlikte bana sorarsanız kırmızı kart kesinlikle doğruydu. Orası bir futbol sahası, bir tarla değil. Öyle uçan tekmelerle havalarda dolaşamazsınız. "Topu izliyordu" bana göre bir bahane değil. Nani resmen burası benim alanıma çeviriyor olayı. Bir oyuncu çevresini kontrol etmelidir. Hele ki aşırı güç ve sakatlık tehlikesi içeren hareket yapıyorsa kesinlikle etmelidir. Uğur Meleke'nin bu sabah twitter'daki paylaşımını da şöyle bir koyalım: 
Bir de düşüncelerimi çok güzel açıklayan bir tweet de şöyle:
Bazen kendimi ifade edemediğim için şunları yazamadım maç sonrası. Ama benim pozisyonu ilk gördüğüm andaki tepkim de bu yöndeydi. Sir Alex Ferguson basın toplantısına katılmamış, bu bir ilkmiş, çok itiraz etmiş, çıldırmış, Cüneyt Çakır İngilizlere hep kırmızı kart gösteriyormuş, muş muş muş. Bunları geçeceksiniz arkadaş. Tesadüf denen bir şey de var sonuçta. İngilizlere gösterilen her kırmızı karttan sonra da kendileri evet haklıydı diye yazılar yazmasını bildiler hep. Ayrıca şu videoda karara zamanında hakem haklı beyler diyen  de Sir Alex Ferguson'un ta kendisi. Karma da böyle bir şey işte.


İngiliz basını maçtan sonra Cüneyt Çakır'ı yerden yere vurdu. O kırmızı kart çıkmasaydı ve Real Madrid elenseydi, Marca ve İspanyol basını ne yazacaktı peki? Maçtan önce hakemi baskı altına almaya çalışan Marca'nın manşetlerini tahmin etmek çok zor değil. Bu pozisyon Cüneyt Çakır'ın şansızlığıydı. Bizim kendi basınımızın bile manşetleri ve zamanında üst düzey maç bile yönetmeyen hakemlerimizin çıkıp pozisyonu değerlendirmesi filan komik ve üzücü şeyler.

Manchester United oynadı, Real Madrid kazandı gibi bir durumda oldu evet. Futbolun adaleti yok diyorlar, evet. Kuranın adaleti de yok işte. Olsa bu iki dev eşleşmezdi...