Emre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2014 Pazartesi

Yine sonunda futbol konuşulmayan bir Galatasaray - Fenerbahçe derbisi...


En son ne zaman bir Galatasaray - Fenerbahçe maçının ardından futbol konuşuldu hatırlıyor musunuz? Artık basınında süper gerdiği derbinin akabinde hiç futbol konuşulmuyor. Tabi ki tüm derbiler gibi gergin ve kartlı geçecek, bunun yanında futbolunda olması gerekmez mi? Yani on maçın birinde sadece futbol konuşulacaksa bu işte bir terslik vardır.

Emre böyle yapmış, Melo böyle yapmış, hakem böyle katletmişin ötesine gidilebiliyor olması gerekiyor artık. Dün dikkat edin yerden futbolcu kaldırmak için uzatılan eller bile terslendi çoğu zaman. Bundan önceki yazımda dediğim gibi, biz futbolu sevmiyoruz. Sevmediğimiz için bu kavga gürültüden mutlu oluyoruz. Bunu konuşmak için bekliyoruz. Dünya derbisi denen Galatasaray - Fenerbahçe maçı artık dünya basını tarafından bile takip edilmiyor bu yüzden. Adamlar futbol peşinde biz kavga gürültü.

Her maç sonucunda da "abi gergin maç tabi yea, normal bunlar" diyenler çıkıyor da o oyuncuları bu kadar germenin bir anlamı var mı? Benim futbolsever anlayışıma pek uymuyor pek bu tür şeyler. Kırmızı kart kazandırınca rakibe o triplerin filan yapılması gerçekten saçma sapandı. Melo İtalya'da bunları yaptığı için kalamadı, bunları yaptığı için milli takıma alınmadı. Anca bizim gibi futbol dışında her şeyin arandığı ülkelerde bunlara taviz verilir. Bir futbolcunun sadece iyi oynuyor olması bazı hareketleri yapma hakkı kazanmış yapmıyor. Bu bugün Melo ve Emre'dir, yarın başka kişilerdir.

Dünyada eşi benzeri olmayan bir derbi, ama bu özellikleriyle. Derbi gergin olsun ama yanında futbolu da olsun...

11 Eylül 2013 Çarşamba

Fatih Terim, Sempati-Antipati ve Milli Takım



Doğrudan konuya gireceğim. Milli Takım olgusuna yaklaşık 4-5 senedir uzaktım. Milli Takım'ın maçı olduğunda genelde ya maç günü ya da maç bittikten sonra twitter'dan falan öğreniyordum. Bu durum aslında sadece benim değil, birçok futbolseverin yaşadığı bir durumdu. Milli Takım'ın, insanların gözünde bu hale gelmesinin sebebi -bana kalırsa- seçilen futbolcuların çoğuna karşı kamuoyundaki antipati duygusuydu. Özellikle Emre Belözoğlu, Volkan Demirel, Hamit Altıntop gibi futbolcuların kamuoyunda yarattıkları olumsuz izlenim seçilen yanlış teknik direktörlerle daha da bir pekişti. Futbolculara olan antipatiye bir de teknik adamlara karşı antipati (sağ ayaklı diye Selçuk İnan'ı oynatmayan Abdullah Avcı) eklenince milli takım olgusu insanların gözünde önemini yitirdi. 

Peki ya Fatih Terim?

Fatih Terim çok mu sempati duyulan bir insan? Galatasaray taraftarının çoğu adeta kendisine tapsa da, yaptığı yanlışların dile getirilmesini hazmedemediği için büyük bir kısım Galatasaraylı tarafından da antipatik bulunuyor Fatih Terim. Diğer takım taraftarlarını saymıyorum bile. Peki neden herkes -geyik muhabbeti de olsa- bugünlerde kötü giden her şeyin başına Fatih Terim getirilmeli diyor? Fatih Terim bu tür zor görevlerin altından hep başarıyla kalktığı için mi? Fatih Terim'in dünya çapında bir hoca olduğunu tartışmak istemiyorum, yaptığı işler ortada ve bu konuda bir problemimiz yok. Amaaaa...

Ben yine milli takıma dönüp konuyu futbolculara getireceğim. Fatih Terim çok iyi bir teknik direktör olabilir. Lakin Fatih Terim'i övmeyi kenara bırakıp, futbolcuları eleştirmek lazım. Milli Takım 2-3 yıldır zaten aşağı yukarı bu adamlarla oynuyor. Türk futbolcusunun olayı bu, hoca seçmek. Sevmediği, kendisinden olmayan bir hocanın gelip de Türk futbolcusuna kendisini sevdirmesi çok zor. Bizim futbolcularımızda profesyonel etik yok, sevmediği adamın takımında elinden geleni yapmıyorlar. Ayrıca, Milli Takım futbolcuları da her fırsatta "milli dava, milli forma, ay-yıldız" muhabbeti yaparak yüzümüze yüzümüze yalanları sıralıyorlar. Başında hangi hoca olursa olsun, azıcık milli duygun varsa çıkar savaşırsın. Bugüne kadar son 2 maç hariç DK elemelerinde bir maçta bile ruh göremedik sahada. Futbolcuları antipatikleştiren bu sahtekarlıkları ve ikiyüzlülükleri. Fatih Terim'den önce neredeydi sizin milli ruhunuz? Neredeydi ay yıldız sevdanız? Bizim futbolcuların tek sevdası Fatih Terim'e karşı sanırım...

4 Mart 2013 Pazartesi

İnönü'de son derbi


İnönü Stadı sadece Beşiktaş için değil, Fenerbahçe ve Galatasaray, hatta milli takım için de çok önemli hatıralara ve öneme sahip. O efsane stadı yıkılırken inanıyorum, sadece Beşiktaşlılar değil tüm futbolseverlerin gözleri dolacaktır.

Dünkü derbi de o stadın tarihine uygun bir oyuna ev sahipliği yaptı. Sahada bolca hata vardı belki ama oyunun temposu ve oyuncuların çabası alkışı hak etti. Beşiktaş adına İnönü'deki son derbiyi kazanmak tabi ki çok hoş oldu. Hele ki son saniye golü ile coşku tavan yaptı.


İlk yarının ilk yarım saatindeki Fenerbahçe üstünlüğü ezici seviyedeydi diyebiliriz. Beşiktaş hiç top yapamazken, Fenerbahçe tarafında gol geliyorum diyordu. Ben bile maça konsantre olamadım bu üstünlükten dolayı. Lakin önce verilmeyen nizami gol, üstüne de Sow'un "Haydi, buna da bayrak kaldır!" golü ibreyi Fenerbahçe'ye iyice çevirdi. Sow kafayı vururken üç tane Beşiktaşkının birbirini savunması da ayrı bir komedi. Sayılmayan golün pozisyonunda bile ofsayt olmadığı televizyondan dahi anlaşılabiliyordu. Tabi burada orta hakeme de kızılacak bir durum yok. Tek sorumlusu yan hakemdir. O pozisyona ofsayt kaldırabilmek için bir kişinin ya korner bayrağının dibinde ya da defansın baya gerisinde duruyor olması gerekir.

Maçın üçte birlik bölümü bittikten sonra Beşiktaş kendine geldi. Golün etkisi ile de oyunu dengeledi ve en iyi yaptığı şey olan, duran toptan golü buldu. Bu sezon şu ana kadar Hilbert üç, Toraman beş, Sivok beş ve Ersan'ın bir golü var. Toplam 14 golü defansından bulan Beşiktaş, bu maçı da es geçmedi. Fernandes'in ortasında topa hareketlenen Ersan, Sivok ve Toraman üçlüsüydü. Nitekim Ersan kafayı vurdu ve top Kuyt'a çarpıp girdi, Volkan'ı da kitledi.

İkinci yarı dengeli başladı. İlk yarı sahada görünmeyen Olcay'ı Samet Aybaba uyarmış olacak ki kendini toparlamıştı. Fernandes de maça iyice ağırlığı koydu. Önce Emre'yi efsane çalımladı, Emre de cezayı tekme ile hakemin önünde kesti. Daha sonra çizgide yine Emre'yi çalımladı, üstüne Bekir'e attığı ince ve klas çalım gerçekten görülmeye değerdi. Zaten üçüncü de Emre yine cezayı kesti. Normalde derbilerde bu kadar oyuna giremiyordu Fernandes. İşte bu maç liderliğini yaptı takımın. 

Çıkarken tepki gösteren ve şişeleri tekmeleyen Gökhan Süzen'in yerine oyuna giren Emre Özkan'ın önce goldeki ortası ve daha sonra da girdiği kademeler çok yerindeydi. Olması gereken değişiklik buydu. Gökhan'ın ise bu kafasını düzeltmesi gerekiyor. Yol geçen hanına dönen kanadı sorgulamak yerine oyundan çıkarken atar yapmak çok akıllıca bir davranış değil. Ersan'da aynı şeyleri yaşadı lakin dönüşü için ona da ders oldu. Niang'ın gol vuruşu baya iyiydi. Yalnız golde de Bekir'in hatası fenaydı. Nitekim beş dakika geçmeden Sivok, Bekir'e özenmiş olacak ki Sow'un onu ezmesine izin verdi. Gerçekten çok klas bir goldü. Sow bence şu an ülkedeki en iyi forvet oyuncusu. Her an her topa bir şekilde vurabiliyor. Vurmakla kalmayıp, çoğunda da golü atıyor. 

Olcay'ın son saniye golündeki deparı derslik gibi. 92 metreyi 14.94 saniyede koşmuş. İnanılmaz gerçekten, 90 dakika sahanın en çok koşan oyuncularından birinin maçın sonundaki bu performansı alkışa değer. 

Maçtan sonra gariptir ki hakem çok konuşulmadı, onun yerine Aykut Kocaman konuşuldu. Orta sahada direnci kaybettiği anlarda oradan iki oyuncu çıkartıp, sadece Mehmet Topal'ı oyuna alması belki de kazanacağı maçı vermesi oldu. Çünkü Beşiktaş baskıyı kaldıramıyor ve panik yapıyor. Yediği gollerde genelde bu şekilde. Zaten duran top zaafı olan bir takım, üstüne gitselerdi golü bulurlardı. 

Fenerbahçe Daum ve Zico dönemlerinden beri derbi kazananı (winner) bir takımdı. Daum döneminde başlayan bu özellik Aragonese döneminde bile vardı. En kötü döneminde dahi bu özelliğini hem sahada hem saha dışında psikolojik olarak kullanabiliyorlardı. Fenerbahçe'nin ciddi kıskanılan bir özelliği idi benim için. Fakat bu özellik bu sezon iyice azalmış durumda. Sahada güven vermeyen bir takım var. Bu kadar kaliteli bir kadro ile bunun yaşanması cidden üzücü. Dünkü maçta kenardan oyuna girebilecek ve takımı etkileyecek bir tek Oğuzhan vardı. Emre Özkan biraz ekstra oldu. Fenerbahçe de ise birden fazla isim varken bunu gerçekleştiremedi. 

Son olarak da Olcay ile Samet Aybaba'nın ilişkisi cidden çok güzel. Almanya'da bu kadar etkin olamayan Olcay'ın potansiyelini göstermesini sağladığı için ona da teşekkür edilmesi gerekiyor.

26 Aralık 2012 Çarşamba

Tipine göre yargılamak...

Türkiye, bir çok ülkeden farklı bir konumda idi ırkçılık konusunda. Biz, hepimiz zenci olduk, zenci oyuncuları çok sevdik. Bizden farklı oldukları için onlara farklı davranmadık, bizden biri olarak davrandık. Çünkü içimizde sıcaklık var. Farklı insanlara ekstradan bir sıcaklık var. Biz Eto'o İtalya'da, İspanya'da hakarete uğrarken buradan ona destek çıktık. Biz böyle bir millettik. Peki ne değişti?

Geçen sene Beşiktaş - Galatasaray maçındaki yanlış anlaşılma üzerine çok çamur atıldı. Belli İngilizce hakareti, ırkçılığa çevirmek isteyen art niyetli taraftarlar oldu. Anlaşıldı ki durum öyle değil. Kimse bu suçlamalardan dolayı pişman oldu mu? Hayır. Nemalanmak daha hoş geldi. Evet, tribünlerde kendini bilmez, orayı hak etmeyen bir kaç insan görüntülendi. İşte daha önce de dediğim gibi bu insanlar ifşa edip, oraya almayacaksın ki insanlar akıllansın.

Devamında ise Emre Belözoğlu - Zokora ikilisi ile başlayan olaylar silsilesi... Ülkede saçma bir play-off organizasyonu oluşturulup gerilim yükseltip, gündemi değiştirme çabası sonucu meyvelerini vermiş ve İngiltere'de de sabıkalı olan Emre'nin ırkçılıkla suçlanma olayları gelişmişti. Emre'nin saha dışındaki tavırları ile saha içi arasında gece ile gündüz kadar fark var. Bunu herkes biliyor. Buradaki olayda da federasyonun ya da ceza kurulunun sessiz kalmasına kendi klubü sessiz kalmamalıydı, gereken cezayı vermeliydi diye düşünmüşümdür.

Ne tesadüftür ki Zokora'nın oynadığı klubün başkanı bu pazar günü Meireles hakkında inanılmaz sözler sarf etti. Saçından girdi, dövmelerinden çıktı. Daha dünü çok çabuk unutmuş olacak ki Yattara'nın saç ve sakal modelleri, Engin'in dövmeleri gözünden kaçmış hep. Ayrıca bir insanın ki -bu arkadaş Portekiz vatandaşı ve farklı bir kültürden- yaşam stili hakkında bu şekilde konuşmak, aşağılamaya çalışmak ne kadar doğru? Bu, geçen senedeki olayları unutmadık, şimdi elimize silah geçti, yandınız durumudur, maalesef ki kendini bilmemektir.

Burada kimsenin dövmesine, yaşam şekline ve tipine göre önyargı ile konuşup açıklama yapılmamalı demek istediğim. Klüp yöneticiliği ciddi iş ve ağızdan çıkan her kelime bir çok insanı etkiler. Bu bilinçle bu iş yapılmalı. 2002'de Dünya Kupası'nda üçüncü olurken Ümit Davala'nın saç modeli hepimizin aklındadır hala. Kimse onun saç modeline göre Ümit Davala'yı eleştirmedi ya da yargılamadı. Bu kişi Portekizli, Fransız ve Afrikalı olunca da değişmemeli.

Son senelerde inanılmaz bir kutuplaşmaya itiliyoruz. Yöneticiler sadece taraftara oynayıp, onları da galyana getiriyor. Gündem değiştirmek için her zaman futbol devreye giriyor. Biz herkese sıcak davranan, farklı renkte, farklı kültürdeki insanlara bizden gibi davranıp, dünyaya örnek olmuş millet, bozuluyor. Buna çok dikkat etmemiz lazım. Herkes bu konuda kendine düşeni yaparsa, geç kalmış olmayız.