UEFA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UEFA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2013 Cuma

Daha konuşmak için erken...


1975-76 sezonunda Real Madrid, Derby Country'e ilk maçı 4-1 kaybetmesine rağmen rövanşı 5-1 kazanarak turu geçmiş. Benfice ile Fenerbahçe arasında da tersten bir skor benzerliği olmasın diye ummak lazım. Benfica ilk maçı 7-0 kazanmış, İstanbul'da ise Fenerbahçe 1-0 kazanmış.

İlk maç skorları aldatıcı olabilir ama sahadaki oyun gerçek mesajı da verebilir. Enteresan bir ikilem aslında. Dün oynana maçta daha önce takımına zarar vererek yalnız bırakan seyirci görevini sonuna kadar en iyi şekilde yaptı. Seyircinin baskısıyla dumura uğrayan Benfica'ya oynadığı oyunla da Fenerbahçe sahayı dar etti. Futbolun tanrıları Fenerbahçe'nin yanında olsaydı skor çok farklı olurdu. Benfica ciddi anlamda ucuz kurtuldu diyebiliriz. Bizim için kötü senaryoda Benfica turu geçerse gerçekten çok yazık olur.


Kaçırdığı penaltıdan sonra belli ki göz yaşlarını tutamamış Baroni. Maç böyle bitmeseydi gerçekten yazık olacaktı Baroni'ye. Aykut Kocaman'da çıkarken alacağı alkışlardan morali gelir diye maç bitmeden oyundan aldı kendisini. Güzel düşünülmüş bir hareketti. 

Benitez de tam bir turnuva hocası olduğunu gösterdi. İngiliz klüpleri Avrupa Ligi'ni veya UEFA Kupalarını pek sallamazlar. Eskiden kazanmışlıkları var lakin istisnalar da kaideyi bozmaz. Chelsea finalde gerçekten zor bir rakip olacak. Bununla birlikte finalde kimse normal oyununu pek oynayamaz. Gergin bir ortamda her şey olabilir. Aykut Kocaman takımını iyi motive ediyor, umarız finale çıkar bizde onları yazarız.

Şampiyonlar Ligi'ne gelirsek, Barcelona'daki düşüşe karşılık Bayern Münih'in şampiyonluk ve kupa finali moralleri ve bu sene o kupa Münih'e gelecek ısrarının yansıması maçın skoru. Bana Barcelona artık doymuş gibi gelmeye başladı. Altyapıdaki oyuncuları da fazla abartıp, iyice güvenmeleri ve bu oyuncuların büyük maç tecrübesizliğinin de etkisi var. Daha önce Milan'a işleyen futbol ve hırs bakalım Bayern Münih'e işleyecek mi? 

Bayern Münih bir ara var olan stratejisini, altyapısını unutarak ve hırsına yenik düşerek değiştirdi. Son iki senede meyvesini veren eskiye dönüş sabrın sonucudur. Dortmund gibi ekstra işler yapan bir takım çıkmasaydı daha önceden de karşılığını alırlardı. Aynı kafadaki Dortmund daha önce bu işlere girdiği için daha önce sivrildi. Bayern Münih'in Almanya'daki diğer takımlara olan en büyük avantajı ise her Alman futbolcunun hayali orada oynamak. Bizdeki gibi üç büyükte oynayınca amaçlarıan ulaşmış olmuyorlar. Hatta Avrupa'daki tekliflerden bile önemli Bayern'de oynamak. Neuer ve Götze örnekleri bunun en büyük göstergelerinden.

Borussia Dortmund 4-1'lik galibiyete sığınmadan oynaması gerekiyor rövanşı. Yazının başında verdiğim örnek ve yakın zamanda da Deportivo - Milan maçı bizim için en büyük örnekler. Neyseki başlarında Jürgen Klopp var da pek terslik olacağını sanmıyorum. İki Alman takımının İspanyol hegemonyasına son vermeleri çok iyi oldu. Mourinho gibi bir teknik adamın takımının bu hezimete uğraması orada mutlu olmadığındandır. Chelsea ile son sezonunda da aynı durum vardı. Hoş Galatasaray maçı da Almanlar için bir mesaj olmuştur. 


Basel - Chelsea maçı dışındaki skorlar hep ev sahiplerinin lehine olduğundan şunu rahatlıla söyleyebiliriz ki uzun zaman sonra seyirci desteği ev sahibini ateşlerken, konuk ekibi de baskı altına aldı. Biz hep kendi seyircimizi överiz ama Almanlar gerçekten inanılmazdı. Hele ki Dortmundlu oyuncuların maç sonunda oturup taraftarlarını izlemesi çok güzel bir görüntü idi. Şimdi sıra sizi izlemekte der gibi kurulan empati, saygı ve bütünlük tam olması gerektiği gibi. Bir takımın oyuncularının seyircilerine saygısını en güzel gösterme biçimi.

Şu üç gün gerçekten futbola doyduk. Dün Fenerbahçe ile gelen mutlu sonuç bugün Anadolu Efes ile de gelirse gerçekten süper olacak. Çok zor bir deplasman Pire ama neden olmasın?


1 Mart 2013 Cuma

Şenes Erzik ile hoş bir sohbet

17 Şubat 2013 tarihinde arkadaşımın davetlisi olarak Kadir Has Üniversitesi’nde Şenes Erzik’in katıldığı bir panele gittik. Beş dakika geç kaldım, umut ettim zamanında başlamaz diye ama Şenes Bey çok dakik. Tam 12:00’de başlayan sohbet, bitmesi gerektiği saatte de bitti. Sohbetten bana göre güzel yerlerinden bir kaç notu sizinle paylaşacağım.

En merak edilen konu sanırsam Türkiye Federasyonu Onursal Başkanı Şenes Erzik’in yeniden federasyon başkanı olma ihtimali. Nedense ümitlenmediğim ama keşke olsa dediğim konu da kendisine sorulan sorulardan biriydi. Daha önce kendisine üç kere filan teklif edilmiş ama hepsini reddetmiş. Nedenini çok güzel açıkladı, özetle: “Aynı heyecan olabilir mi?”. Çok güzel ve doğru bir düşünce kanımca. Çünkü kendisi başkanlık döneminde bazı şeyleri ilk kez yaptı, haliyle hadi arkadaşlar bunları bunları kuruyoruz dediği an ile şimdiki an bir olamaz. Kabul edelim ki şu an federasyon güvenilmeyen bir kurum haline getirildi.

Her şeyin başının altyapı olduğunu belirtti. Son dönemde iyice duyduğumuz altyapı önemini, Türkiye’de geliştiren kişiden bir kez daha duyduk. Neden küçük takımların milli kadrolarının oluşturulmasından, o yaştaki çocukların milli takımda oynama sebeplerini çok güzel izah etti. Bu noktada Uğur Meleke’nin söylediği bir söz geldi aklıma. Alt milli takımlarda İbrahim Toramanlı Türkiye’nin Christiano Ronaldolu Portekiz’i yendiğinden bahsetmişti zamanında. Şimdi biri nerde, diğeri nerede...

Verdiği en önemli ve güzel mesajlardan biri de dünü geride bırakarak yaşamamız gerektiği idi. Geçmiş olaylardan örnekler sorulduğunda verdiği cevap hep aynı mesajı içeriyordu: “Artık oluyor mu?” Hepsine bir çözüm veya düzenleme getirildi. Ondan sonra öyle bir şey gördüğümüzü düşündürdü. Nitekim verilen örneklerin yeniden tekrarlanmadığını gördük. Saha içi olayları olsun, büyük turnuvalardaki dopingler olsun...

Sorulardan bir diğeri ise neden UEFA başkanlığına adaylığını koymamasıydı. İşini her zaman dürüstlükle yaptığını belirtti, bunun yanında hiç bir zaman da hırsının gözünü karartmadığını da ekledi. Bu şu demek: Ben işimi doğru ve dürüstçe yaparım, bana da yeni görev verirlerse de hayır demem, aynı doğrulukta devam işimi yapmaya devam ederim. Yani kendisi hiç aman başkan olayım gibi bir duygu hissetmemiş, hele ki ona güvenenlere karşı. Belki de bu yüzden bu kadar başarılı olmuştur. Kendisinin hep Lennart Johansson ile çalıştığını, ona karşı aday olmadığını belirtti. Platini, UEFA başkanlığını 26-23 oyla kazandığını, kendisinin asbaşkanlık seçiminde 38 oy aldığını... Sadece bu oy sonuçları ile ne demek istediğini anlamamıza yardımcı oldu. Demek istediği “Bu size bir şey ifade ediyor mu?”

Almanya’daki Dünya Kupası öncesi verilen bir yemekte BM Genel Sekreteri’nin “Bizden çok ülkeye yayıldınız” ifadesi ile de futbolun toplumsal ve global gücüne de değindi. Ufak adı sanı duyulmayan ülkelerin FIFA’ya katılmalarının çok sesliliği arttırdığını, demokrosi ortamının geliştiğini ifade etti.

Son olarak, Şenes Erzik konuşmasının başında ve sonunda futbolla ilgili en büyük kaygısının bahis olduğunu belirtti. Büyük liglerde kontrolün yapılabildiği ama alt liglerde kontrolün zor olduğunu belirtti. Haliyle bu bahis olayların ucuda şikeye dayanıyor. O meşhur Şampiyonlar Ligi’ndeki Lyon - Dinamo Zagreb maçı sorulduğunda, esprili bir dille “Onu Platini’ye sorun” diye cevapladı.

Not: Bu yazıyı bu tarihte yayınlama sebebim, yazının başka bir blogda daha yayınlacak olmasıydı..

28 Şubat 2013 Perşembe

Seyircisiz maçtan ceza almak

UEFA dün Fenerbahçe'nin BATE Borisov maçında atılan meşalenin faturasını açıkladı. Fenerbahçe, FC Viktoria Plzeň maçını yine seyircisiz oynayacak. Ayrıca iki yıl içinde herhangi bir olay daha olursa kupadan men edilecek. Tokat gibi bir ceza bu. Peki çok mu ağır?

İlk defa olsaydı ağır derdik ama UEFA'nın bu cezayı verme sebebini "ceza aldığın maçta bile güvenliği sağlayamadın"a çevirebiliriz. Yani bunun başka açıklaması olamaz. Yoksa böyle bir şeye bu ceza ve tehdit gibi olay uyarıyı alamazdınız. Yoksa cezanın abartığı olduğu ortada.

Bunlardan da öte ben asıl yönetim ve oyuncuların gerçek düşüncelerini merak ediyorum. Bunu yapan taraftar hakkında ne düşünüyorlar acaba? Keşke bulunsa o kişi de bu adam ibretlik, kendini bilmezin teki filan diye ifşa edilse. Ömür boyu men alsa, stada bile yaklaştırmasalar. Yani bu kadar sorumsuzluk en fazla neye mal olurduyu canlıya geçirdi. İşte taraftarın UEFA'ya okuduğu meydanın cezası aslında bu.

Türkiye'de taraftarlar hep kendilerini en tepede görüyorlar. Her kurumdan da kendilerini üstün görüyorlar. Yaptıkları en büyük hata bu işte. Yeri geldiğinde kabullenmesini de bilmelisin. Yarın en ufak şeyden ceza aldığında klübün Avrupa Kupalarından men edilirse bunun hesabını kim verecek?

Maçları zevk almak için değil, stres atmak için izlediğimiz için hep bunlar geliyor başımıza.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Olması gereken oldu

Hatırlarsınız geçen hafta Nordsjaelland'in evinde Shakhtar Donetsk'e farklı yenildiği maçta Luis Adriano inanılmaz çirkin, iğrenç bir olaya imza atmıştı. Willian'ın rakip yarı sahaya, centilmenlik yapıp karşı takıma attığı topu kovalıyıp golü atmıştı. Herkesin basireti bağlanıp izlemişti. Nordsjaellandlı oyuncuların yoğun itirazı ve tepkisi vardı. İtirazdan öte bu rezilliğe tepkiydi. Kuzeyli olmalarından dolayı fazla soğukkanlı kaldılar diyebilirim. Ben bile oturduğum yerde çılgına dönmüştüm. Asıl kızdığım durum ise Lucescu'nun oyuncusuna karşı hiç bir tepki vermeyişi oldu. Yukarda adalet varya işte adamlar çatır çatır oynadı ve bir dakika sonra kendi hakları ile golü attılar. 

İşte o maçın UEFA tarafından açıklaması yapıldı dün ve olması gerektiği gibi Luis Adriano maç cezası aldı. Juventus maçında sahada olamayacak. Bana sorarsanız az bir maçlık ceza. Fair Play'in bu kadar önem verildiği dönemlerde bu iğrençliklere mani olmak için daha caydırıcı olabilirler. Önemli olan futbolcuların sahada attığı goller, çalımlar değil kişilikleridir.