Premier League etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Premier League etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2014 Salı

Yıldız Fabrikası: Southampton

Bir takım düşünün, son 5-6 yıl içinde İngiltere Lig 2'den -anam babam usulü hesapla 4. ligden- premier lige çıkıyor. Bir takım düşünün; Lig 2'deyken kadrosunda olan genç oyuncuların çoğuyla premier lige kadar geliyor ve bu oyunculara 2 yıl premier lig tecrübesi kazandırdıktan sonra kasasını iyiden iyiye dolduruyor. Aslında bizlere, Türk futboluna, bu işin atla deve olmadığını gösteriyor, elbette bakmasını bilene. 

Southampton bu sezon bittiğinde Lig 2'den beri kadrosunda bulunan Luke Shaw, Adam Lallana ve Lig 1'de takıma katılan Rickie Lambert'i toplamda 59 milyon pound karşılığında sattı. Adam Lallana ve Luke Shaw'ın akademiden yetiştiğini düşününce kulüplerine kazandırdıklarını siz hesaplayın. Bunun yanında Soton kadrosunda hala büyüklerin iştahını kabartan birçok futbolcu var. Stoper Dejan Lovren, Liverpool'un radarında olan genç forvet Jay Rodriguez, Kenyalı orta saha oyuncusu Victor Wanyama ve Fransız genç orta saha oyuncusu Morgan Schneiderlin için premier lig devleri sırada. Sattıklarının yerine yine ses getirecek isimler getirdiler. Ayrıca Soton, sattığı oyuncuların yerine hep yenisini alan veya yetiştiren bir takım olmuştur. Mesela Lallana, Shaw ve Lambert'ın gidişinden sonra Eredivise'nin en iyi 11'in en iyi 2 oyuncusu Twente'nin ofansif orta saha oyuncusu Tadic ve Feyenord'un forveti Graziano Pelle'yi renklerine bağladılar. Bu ikilinin adını gelecek sezon fazlaca duyabiliriz. 

Konuya dönecek olursak, Southampton takımının oyuncu yetiştirip satma olayı pek de yeni bir şey değil. Özellikle akademi altyapısı tesisleri konusunda İngiltere'deki en iyi tesislenmeye sahip birkaç takımdan biri Southampton. Bunun yanında altyapısındaki çocuk ve gençleri başarı odaklı değil de, kendilerini geliştirme yönünde yetiştiren bir takım. Altyapıdaki hocalar oldukça deneyimli ve yeteneği olan çocukların eksiklerini belirleyerek o yönlerini 16-17 yaşına gelene kadar kapatacak şekilde çalıştırıyorlar. En basitinden, Gareth Bale'in Southampton altyapısındayken bacaklarına ağırlık bağlayarak depar çalışması yaptığını biliyoruz. Bale bugün belki de topla dengeli bir şekilde en uzun mesafe kat eden sprinterlardan birisi. Peki Southampton bu konuda artık bizi şaşırtıyor mu? Elbette hayır. Southampton'ın İngiltere futboluna kazandırdıklarına günümüzden geriye doğru bir göz atalım:


LUKE SHAW: (19*, Sol bek, 30 milyon pound, Manchester United, 2013)

İngiltere'nin önümüzdeki 10-15 yıl sol bek ihtiyacını karşılayacağı düşünülen Luke Shaw, 30 milyon sterline Manchester United'a transfer oldu. FM'de premier lig oynayanların da az çok bileceği gibi Luke Shaw için devler son iki oyundur sıradaydı ve 35 milyondan aşağı veren yoktu. Luke Shaw 8 yaşından beri Southampton altyapısında ve 2014 DK'da çıktığı maçla birlikte henüz 19 yaşında İngiltere milli takımın her seviyesinde oynamış bir oyuncu olarak adını Southampton unutulmazları arasına yazdırdı.


ADAM LALLANA: (26*, Ofansif Orta Saha, 25 milyon pound, Liverpool-2013)

Aslen Bournemouth altyapısında futbolla tanışsa da henüz 12 yaşındayken Southampton simsarları yeteneğini fark edip kendi altyapılarına zamanın parasıyla 3000 pound karşılığında transfer ettiler. O da Shaw gibi tüm seviyelerde milli takımlarda oynadı. Southampton'ın Lig 2'den premier lige uzanan başarısında en büyük pay sahiplerinden birisi de Lallana. Çocukken babası Everton taraftarı olduğu için Everton'ı tuttuğunu söylüyor ama gel gör ki kanlı bıçaklı rakibi Liverpool'a transfer oldu. 


RICKIE LAMBERT: (32*, Forvet, 4 milyon pound, Liverpool, 2013)

Lambert için buraya ekstra bir şey yazmayacağım. Daha önceki yazımda Lambert'i uzunlamasına anlatmıştım. Okumak isteyenler için link şurada: http://birtopunpesinde.blogspot.com.tr/2013/08/kraln-yukselisi.html


ALEX OXLADE-CHAMBERLAIN: (17*, Sol-Sağ kanat, 15 milyon pound, Arsenal, 2011)

7 yaşında Soton akademisine katılan Chamberlain, 16 yaşında ilk kez profesyonel olarak forma giydi. Hız, top sürme ve orta konularında yetenek avcılarının dikkatini çektiğinde henüz 17 yaşındaydı ve Arsenal'a 15 milyona satıldı.


GARETH BALE: (18*, Sol Bek-Kanat, 7,5 milyon pound, Tottenham, 2007)

2007 yılında henüz 18 yaşındayken, zamanın parasıyla 7.5 milyon pounda Tottenham'a satılan ve günümüzün en değerli oyuncusu olan Gareth Bale de Soton çıkışlı bir yetenek. Zamanın Soton menajeri Harry Redknapp Tottenham'a gittiğinde ilk transferi Bale olmuştu. Lallana ve Luke Shaw gibi o da 14 yaşında Soton'a gelen ve burada yıldız haline gelen bir yetenek.


THEO WALCOTT: (17*, Sağ-Sol Kanat, 10,5 milyon euro, Arsenal, 2006)

O da 11 yaşında Soton akademisinin yolunu tutanlardan. 17 yaşında Arsene Wenger'in dikkatini cezbetmiş ve halen Arsenal'de oynayan Walcott, diğer Soton çıkışlı gençler gibi tüm milli takım kademelerinde oynadı.


WAYNE BRIDGE: (23*, Sol Bek, 11 milyon euro, Chelsea, 2003)

Henüz 15 yaşında Southampton altyapısında oynamaya başlayan Bridge kısa sürede yeteneğini gösterip 17 yaşında A takıma girmeyi başarmış ve Southampton'da kaldığı 6 yılda 157 maça çıkmış bir oyuncu. 2003 yılında Chelsea'ye satılan oyuncu kulübüne 11 milyon ve sonraki satışlardan yüzdelik pay kazandırmıştır. Southampton'ın sol bek fabrikasının ilk meyvelerinden birisidir Bridge. Ondan sonra yetiştirdikleri her sol bek dünya yıldızı olma yolunda ilerliyor. Bale ve Shaw gibi.


ALAN SHEARER: (22*, Forvet, 4,5 milyon pound, Blackburn Rovers, 1992)

Ve bir efsane... Bizim yaşıtlarımız için İngiltere ve gol deyince akla gelen ilk isimdir Shearer. 15 yaşında altyapıda başladığı Soton kariyerini 18 yaşında profesyonel olup 22 yaşına kadar devam ettirdi. Ve sonradan 94-95 yılında şampiyon olan efsane Blackburn Rovers'ın mihenktaşlarından biri olacağı Blackburn'e transfer oldu. 


BONUS: MATT LE TISSIER (a.k.a Le God)

Altyapı ve tüm profesyonel kariyerini Soton'da geçirdi. Yeteneğine ve klası konusunda söylenecek bir şey varsa da, o kişi ben değilim. Benim Le Tissier hakkında bir şeyler söylemem abesle iştigal olur. Kariyeri hakkında söyleyeceğim tek şey, Tottenham ve Chelsea zamanında kendisini ısrarla istemesine rağmen Soton'a olan bağlılığından vazgeçmeyişidir. Hatta zamanın Tottenham ve milli takım menajeri Terry Venables'ın sırf Tottenham'a gelmedi diye kendisini milli takıma da almadığı söylenir. Her şey bir tarafa, Soton taraftarının kendisine taktığı "Le God" lakabı onun için hayattaki en güzel duygulardan birisi olsa gerek. Buyrun efenim;

http://www.youtube.com/watch?v=rp-XhGIyGdo




*Futbolcuların transfer olduklarındaki yaşları.


22 Ekim 2013 Salı

Wilshere vs Kasami


Cumartesi günü Arsenal sahasında Norwich'i ağırladı. Maçın ilk golü yılın golü sayılabilecek güzellikteydi. Olay son vuruştan öte o ana kadar gelişen muazzam tek pas trafiği... Giroud'un da bu trafikteki iki pası da mükemmel. Ek not olarak belirtmek lazım.

Arsenal'in golüden sonra ağzımızı kapatmaya zorlamaktan başka yapacak bir şey yoktu derken dün Palace karşısında Fulhamlı Kasami'nin golü geldi ve kapanan ağızlar aynı şekilde geri açıldı.


Bunlardan öte bu golden hemen sonra Wilshere'nin attığı efsane tweet:

15 Ağustos 2013 Perşembe

Kralın Yükselişi


Dün gece oynanan İngiltere - İskoçya maçını İngiltere 3-2 kazandı ve galibiyet golünü getiren isim birçok insanın belki adını ilk kez duyduğu Rickie Lambert'ti. 2006 yılından beri Southampton takımına duyduğum sempatiden dolayı sürekli takip ediyorum. Southampton'ın sırasıyla Lig 2, Lig 1'de şampiyon olması ve Championship'te ikinci olarak Premier Lig'e çıkmasının baş mimarıdır Rickie Lambert. Kısa bir süre öncesine kadar "31 yaşında, milli deneyimi yok, alt lig golcüsü" olarak nitelendirilerek milli takıma alınmayan Lambert'in Lig 2'den milli takıma uzanan 4 sezonluk hikayesini kısaca anlatacağım.

Geçmişine bakıldığı zaman tipik bir "alt lig golcüsü" olarak göze çarpıyordu. Genel kanı, premier lig gibi üst düzey bir platformda başarılı olamayacağı yönündeydi. 2008-2009 sezonunda Bristol Rovers formasıyla 45 maçta 29 gol atarak dikkatleri üzerine çekti. Newcastle, Everton gibi birkaç Premier Lig kulübü kendisini istese de kulübü B. Rovers gitmesine izin vermedi. Nedendir bilinmez ertesi sezon sadece 1 maçta forma giydi ve yine golünü attı. Yönetimle arası açık olan Lambert ertesi sezon bir başka Lig 1 ekibi Southampton'a transfer oldu, özellikle Lig 2 şampiyonu takımın hocası Nigel Adkins kendisini ısrarla istiyordu.

Nitekim 2009-2010 sezonu bittiğinde Lambert, Soton formasıyla çıktığı 58 maçta 36 gol atarak İngiltere liglerinin o sezon en çok gol atan oyuncusu ünvanıyla rekor kırıyor ancak takımını Championship'e taşıyamıyordu. Ancak Lambert'e yine bir premier lig takımından teklif gelmemişti. Championship takımları ise adeta sıraya girmişti. Bristol Rovers'ta bir yıl oynadığı sezondan sonra girdiği bunalımdan kendisini kurtardığı için, Championship takımlarını reddederek Nigel Adkins'le devam etme kararı aldı ve 2010-2011 sezonunda 45 maçta 21 gol atarak takımının Lig 1 şampiyonu olarak Championship'e çıkmasını sağladı.

Southampton ve Lambert için bu sefer hedef Premier Lig'ti. Kötü başlayan sezonun ardından toparlayan Soton, sezonu West Ham'ın ardından ikinci bitirerek doğrudan Premier Lig'e yükselmişti. Rickie Lambert ise yine üzerine düşeni yaparak 42 maçta 27 golle Championship gol kralı oluyordu. Artık Premier Lig takımlarının dikkatini iyice çekmiş ve teklifler almaya başlamıştı. Southampton'dan daha iyi bir takımdan teklif almadığı için gitmeyi düşünmediğini söyleyerek Nigel Adkins ve Soton'a bağlılığını gösterdi.

Kendisi için "yaşlı, premier lig'te alt liglerdeki gibi gol atamaz, silinir gider" yakıştırmaları yapılıyordu ancak Lambert forma giydiği 38 maçta 15 kez ağları sarsarak yine ne kadar kaliteli bir golcü olduğunu herkese kanıtladı. Ve sonunda beklenen oldu, Lambert dün gece İskoçya'yla oynanan hazırlık maçında milli takım kadrosuna alındı. İngiltere'nin 2 kez geriye düştüğü maçta, oyuna girdikten 2 dakika sonra galibiyeti getiren golü atan isim Rickie Lambert'ti.

Lambert, adam eksiltme, frikik kullanabilme, kafa vuruşu ve top saklama gibi üst düzey özelliklere sahip komple bir oyuncu. Bugüne kadar milli takımda denenmemesi bile İngiltere için büyük talihsizlik, bu yazıyı okuduktan sonra biraz daha dikkatli izleyecek ve bana hak vereceksiniz.

13 Ağustos 2013 Salı

Türkiye'deki maç saatleri sıkıntısı

Beşiktaş - Trabzonspor maçı ile artık bunu dışa vurma vakti geldiğini düşünüyorum. Atatürk Olimpiyat Stadı'nda 21:45'e maç alınırsa tepki büyük olur haliyle. Maç bitiminden sonra metro muhtemelen kapalı olacak ki özel bir anlaşma varsa ancak açık olabilir. İstanbul'un bir ucundan binlerce insan nasıl geri dönecek çok merak ediyorum. Açıkçası ben maça gitsem, oradan eve dönmem rahat ikiyi bulur. Bunun sonrasında iş var, güç var.

Bu durum sadece Beşiktaş - Trabzon maçı ile ilgili de değil. Genel anlamda maç saatlerimizde sıkıntı var. Yayın sebebiyle illa bir günlere yayılma durumu zorunluluğu da oluyor.

İngilizler işi bilmiyor sanırsam ki bizim süper kupamıza denk gelen Community Shield kupasını öğleden sonra oynatıyorlar. Almanya, İtalya, Arjantin ve İngiltere'de bir çok maç ki buna büyük takımlarda dahil öğleden sonra oynatılıyor. Sebebi basit: Tek bir maç ile bütün akşamları heba olmasın, gündüz oynansın ki akşam planlarına devam edebilsinler. Bir tek İspanya'da baya geç oynanır maçlar. Onlarda zaten aşırı rahat insanlar oldukları için az uyudum, uykusuz kaldım, işe geç kaldım derdi olmaz. Zaten çalışma saatleri bizimkinden daha geç başlar.

Bizde ise tam tersi. Genelde akşamlarımızda pek sosyal hayatımız yokmuş gibi davranılır ve bir maç ile komple kapatılır. Baya bir süredir gündüz maç uygulamasına ihtiyacı var bu ülkenin. Ama işte yayıncı kuruluşun da pek hoşuna gitmiyor olabilir bu durum. Sonuçta akşam reytingleri ile gündüz reytingleri bir olmaz pek. Ayrıca şu da var ki gündüz maçlarına insanlar daha çok aileleri ile de gidebilir duruma gelecektir. Bir de şu "Bizim çocuklar gündüz maçlarına alışkın değil." muhabbeti efsanedir. Nasıl bahane ise...

28 Aralık 2012 Cuma

Hatalar zinciri ve yapılmaması gerekenler

Dün, iki gün önce izleyemediğim Aston Villa - Tottenham Hotspur maçının özetini Premier League TV'den izledim. Aston Villa bitmiş, okeye dönüyor. 8-0'lık Chelsea mağlubiyetinin de etkisi olsa gerek pek bir varlık göstermemişler Spurs* karşısında. 

Bizim kanallarımız ince ofsaytları, faul mü, değil mileri tartışırken PLTV ise maçın sadece en kritik pozisyonu inceleyip, grafikleri bunlar üzerinden gösteriyor. Bu maç içinde Spurs'un 3. golünü seçmişler. İnanılmaz bir analiz. Eklediğim video da pozisyonu ve fecaati en iyi açıklayan açı. Villalı oyuncu üç boş arkadaşı varken ceza sahasında, dışarı kimsenin olmadığı yere topu atıyor. Üstüne ileri uzaklaştırılan topa ilk müdahele gene rakibin tek olduğu yer. Gene boş arkadaşları varken rakibe atılan top. Pozisyonun devamında atılan arapasını uzaklaştırmak için yapılan müdahele gereksiz bir zorlama ve kolay yerine topu rakibe atma. En kötü taca atarsın sonuçta. Son olarak noktayı kaleci koyuyor ve çok rahat çıkıp alacağı topu izlemekle yetiniyor.

Sanırsam bu ders olarak tüm oyunculara izletilmeli. Bu kadar hatalı pas ve yanlış karar nasıl alınır ve golü yemek hak edilir. Düşmenin en büyük adayı olmalarına şaşmamalı.

*Tottenham Hotspur sempatim ve takibimden dolayı, onlardan bahsederken Spurs ve Coys ifadelerini çok kullanabilirim. Bilgilerndirme yapmak istedim.

10 Aralık 2012 Pazartesi

David de Gea

De Gea'ya daha 21 yaşında çok büyük bir sorumluluk verildi ve İngiltere'nin son 20 yılına damga vurmuş Manchester United'ın kalesi ona devredildi. 

İncecik, uzun boylu, elleri kocaman bir kaleci. Fiziği garip gelmişti ama Atletico Madrid kalesinde büyük işler yapıyordu. 

Geçen sezonun başı adaya geldiğinde Van der Sar'ın boşluğunu doldurabilecek mi diye hepimiz sorduk. Bana sorarsanız Van der Sar'dan sonra o kaleyi kimse dolduramaz. De Gea'nın fiziği Van der Sar'ı andırsa da arada daha çok fark var. 

O boyla yan toplarda bu kadar zayıf olmak gerçekten beceri ister. Toplara çıkamayacak kadar zayıf olmak İngiltere gibi bir yerde transfer politikası sorgulatır adama. En son Manchester derbisinde yediği ikinci gol bana sorarsanız pozisyon takibi eksikliğinden onun da hatası. Sonuçta topu takip etse zaten Zabelata'nın vurabileceği tek nokta orası. Boyunun da dezavantajı var lakin kendini hazırlarsın en azından. Bunların hepsi bir yana omzuyla çıkardığı pozisyonda gerçekten şapka çıkarılacak türdendi.

Son maçtan örnek veriyorum belki ama yediği gollerin genelinde aynı hataları yapıyor. Önündeki defans oyuncuları eskisi gibi değil belki ama yine de ondan beklenen güvenleri boşa çıkarmanın da bir kredisi var. Yeri geldiğinde de çok iyi kurtarışlar yapıyor ama kaleciliğin de kötü yanı hep hatalarınızla anılmanız. 

Bu eleştirilere rağmen De Gea gerçekten umut vadeden çok iyi bir kaleci. Daha 22 yaşında ve yolu çok uzun. İspanya'da ve Avrupa Kupaları'nda onu hayranlıkla izlemiştik. O yaşta özgüveni inanılmazdı. İngiltere'ye gelince onca eleştiriye rağmen o işini yaptı. Üzerindeki baskılara rağmen hala elinden geleni yapmaya çalışsa da sorgulanması gereken acaba onun için İngiltere doğru yer mi?