André Villas Boas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
André Villas Boas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2013 Pazartesi

Büyük maç tecrübesi...


Bu başlık biraz klişe, katılıyorum. Bununla birlikte bu hafta bir gün arayla iki maçta da buna şahit olduk. Önce UEFA Süper Kupa finali, sonra da Kuzey Londra derbisi.

UEFA Süper Kupa finali bizi uzun süre tok tutacaktır. Gerçekten muazzam bir maç oldu. Hoş, klasik Guardiola - Mourinho maçı da diyebiliriz. Topla bolca oynayan bir Bayern Münih ile az ve öz oynayan Chelsea. Maçta ön plana Chelsea kalecisi Cech çıkıyor normal olarak. Maçın büyük bir bölümü tek kale oynandığı için ona da çok iş düştü.

Bu maçta en önemli nokta 120. dk'da 2-1 geride olan Bayern Münih'in ataklarında hala soğukkanlı olmalarıydı. Zaten başka türlü golü de bulamazlardı. Bana sorarsanız çok saçma bir şey denediler ama bir şekilde gol oldu. Ceza sahasında sadece Mandžukić varken ve onu da Terry, Cahill ve David Luiz savunurken ona orta yapmak adamı üzer, üzdü de derken topun sekmesi ve Martinez'in golü... Sabrın sonu selamet bu olsa gerek. Bunlardan öte penaltılar da büyük maç ve an tecrübesi ortaya çıktı. Ben Mourinho gibi birinden son penaltıyı Lukaku'ya kullandırmasını hiç beklemezdim. Daha penaltıya gelirken belliydi kaçıracağı. Dokuz kusursuz penaltıdan sonra böyle bir fecaat ancak o oyuncunun anı kaldıramamasıdır. Tek teselli anı maçtan sonra bütün oyuncuların sırayla Lukaku'yu teselli etmesiydi.

Dün de penaltısız fakat oyunla buna benzer bir maç yaşandı. Kuzey Londra derbisinde (ki bence Londra derbisidir, "kuzey" fazlalıkmış gibi geliyor) Arsenal, Tottenham Hotspur'u 1-0 yendi. Arsenal transfer yapmadı, kötü oynuyor vs gibi şeyler döndü dolaştı filan da takım o kadar birbirine alışkın ve tecrübeli ki bir şekilde işin içinden başarıyla çıkıyorlar. Tam tersi ise Spurs için geçerli idi. Topa sahip olup, pozisyona girememe ve defansın arasında eriyip giden Soldado'ya yüksek top atma merakı. Üstüne de son dakikalardaki bencillik ve heyecandan ayakların birbirine dolaşması. Boas'ın hali de bunun kanıtı gibiydi. Şansızlığı derbinin ligin başına denk gelmesi.

Türkiye'de Fenerbahçe uzun bir süre büyük maç takımı oldu. Bu sene nedense pek bundan ümitli değilim. Artık Ersun Yanal'dan mı, yoksa düşen performanslarından mı, yoksa gelen oyunculardan mı, yoksa hepsinden mi onu maçlardan sonra anlayacağız.


17 Ağustos 2013 Cumartesi

Bir transfer anatomisi: Satsam mı? Satmasam mı?


Bu yazıyı bir Tottenham Hotspur taraftarı olarak yazdığım için biraz duygusal yazıyor olacağım.*

Şu an yaşadıklarımız geçen senenin bir kopyası gibi. Antremanlara ve hazırlık maçlarına çıkmayan bir Modric vardı. Real Madrid aldı, alacak derken Spurs güzel bir miktara sattı Modric’i. Transferin son gününde de o paraya Lloris, Dembele ve Dempsey’i renklerine bağladı. Şu anda da Bale transferindeki fırtına öncesi sessizlik modunun da sebebi bu diye düşünüyorum. Antremanlara çıkmadığı ve gitmek istediği iddia ediliyor Bale’nin. El sıkışıldı, fakat resmileşmedi. Sebebi belki de Spurs’un paraya kimleri alabiliriz diye hızlı çalışmaları olabilir. Veya Boas’ın inatla satılmasını istememesi de olabilir. Bana soracak olursanız da Bale gitmesin. Atarlı bir taraftar gibi yorum da yapabilirim: Gidip ne yapacak?

Gonzalo Higuain’in de gidişine kadar Real Madrid ikinci bir Ronaldo’yu alıp ne yapacak diye düşünüyordum. Bale de Ronaldo da sol ağırlıklı serbest oyuncular. Skoru değiştiren ve takımlarının en etkili silahları. Bale’nin Madrid’e gitmesi ile aynı pozisyonda oynayan iki kişi olacaklar. Şimdiden cevaplayayım, bu FM değil, Bale sağ açık oynamaz, oynamak istemez. Orada tutamazsınız o adamı. Değişmeli de olmaz. Olabilecek tek şey Ronaldo veya Bale’den birinin forvet oynaması. İşte bu noktada Higuain’in gidişi ile bu netleşti. Ancelotti muhtemelen ikisini bir arada oynatacak ileri üçlü sistemi oluşturmuş kafasında ki kadroda yer bulamayacağını anlayan Higuain’e de gitme demedi.

Bir de maliyet boyutu var bu transferin. Anlaşılan rakamlara bakılırsa Bale’nin Los Galacticos’a maliyeti aşağı yukarı 200 milyon poundu bulacaktı ki son anda Perez’in 100 milyon Euro açıklaması geldi. Spurs başkanı hala daha fazlasını istiyor. Bale ise teklif gelen takım Real Madrid olunca gitmek istiyor. Benim anlamadığım şey ise geçen sezonun sonunda da bu dedikodular vardı ve Bale kesinlikle takımdan ayrılmak istemediğini belirtmişti. Hatta Boas’ı çok sevdiğini, onunla çalışmaktan büyük zevk aldığını söylemişti. Bir de üzerine yeni doğan çocuğunun ismini de Alba Violet koyunca benimde içim rahatlamıştı.

Bir COYS taraftarı olarak ben Bale’nin gitmesini tabi ki istemiyorum. Olaylara hep duygusal boyuttan bakmışımdır. Günümüz futbolunda para çok önemli, evet, bununla birlikte Bale’nin Spurs’a bir şans daha vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sene çok daha oturaklı bir takım sahada olacak ve Bale’nin bu takımdaki yeri tartışılmaz. Real Madrid’e gidip Ronaldo’nun gölgesi altında kalmaktansa Tottenham’da hala kahraman ve esas yıldız olmak ve dilediği oyunu oynama şansı var. Bu durumda iken oraya giderse bu aşırı özgüvenini kaybetme şansı bile olabilir.

Günümüz futbolunda bu duygusal düşüncelere yer olmadığı için çok büyük ihtimal bu sezon Bale Real Madrid forması giyecek ve senenin en büyük transferi olacak. Real Madrid’e çok uzun yıllardır (Zidane’den sonraki dönem) sempati duymadığım için de oraya gitmesini istemem. Hani hiç olmadı gidecekse Giggs’in veliahtı olarak Manchester United’a gitsin, bir ekol devam etsin isterim. Tabi bu da günümüz futboluna uymayan bir düşünce.

Not: Ben bu yazıyı yazdıktan sonra teklif 104m Euro + Fábio Coentrão şeklinde revize oldu. Spurs başkanı Daniel Levy anladığımız kadarıyla 120 m Euro istiyor bu transfer için. Real Madrid yönetimi ise bu ücreti düşürme derdinde.

*XYZ Dergi bloguna yazdığım bu haftaki yazı...

26 Ocak 2013 Cumartesi

Şeytanın bacağını kırmak

Biraz geç olacak fakat şeytanın bacağını bu sezon kırdık. Her sene aynı ızdırap dolu, yeter artık dedirten maçları izliyorduk. Manchester United, Tottenham Hotspur'a çok ters geliyor. 2-0 öne geçtiği maçta bile öyle ezilip, oradan fark yiyordu. Her golden sonra içimizde hiç umut oluşmazdı. Bu kadar geride kapanan takım görmedim dediğim çok maç yaşadık.

Bu sezonun ilk yarısında Old Trafford'da inanılmaz bir maç izlemiştik. Skor 3-2'ye geldiğinde bile çok geride kapanmamıştı. Orta sahada basmayı başarmışlardı ve yıllar sonra United'a karşı galibiyet göstermişlerdi. Bunda André Villas Boas'ın katkısı çok büyük, bunda hepimiz hem fikiriz.

Bu sene taktiksel olarak takımın tüm kimyasını değiştirmiş, Redknapp'ın aksine çok farklı bir taktik anlayışı ile sahaya çıkarıyor takımı. Sezonun ilk yarısında Sandro - Huddlestone ikilisi ile oynamak zorunda kalmıştı. Üretkenlikte baya kısır kalan ikili Modric'i fazlasıyla arattı. Neyse ki Scott Parker sakatlıktan döndü ve Dembele'nin de alışmasıyla orta saha toparlandı.

Her neyse, geçen hafta White Lane'de maçın sonuna kadar 1-0 mağlup oynadılar. Açıkçası ben Coys'un çok fazla son dakkalarda yüzünün güldüğünü pek hatırlamıyorum. Hele ki böyle maçlarda, hele ki bu sezon Everton ile oynanan maçtan sonra... Dempsey'in golü belki de taraftarında bir çok şeye inanmasını sağladı. Bu sezon, sonunda oldu dedirtti.